eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Uc yil, bes ay ve alti gun evvel kozmetikten hoslanmadigimi bakimdir makimdir beni deprestirdigini soylemisim. Utanmadan bir de bunlara verecegim parayla guzel viski icer, 55 ime gelince yuzumu gerdiririm diye atip tutmusum. Simdi musadenizle uc yil, bes ay ve alti gun evvelki Deniz’e ay gotum demek istiyorum. Alt tarafi uc yil bucuk yil sonra geldigim noktaya bakin: Kirismamak icin daha az mimik yapmaya calisiyorum, oluyor olsam uc adimlik cilt temizleme rutinimi aksatmiyorum, gozumun altindaki torbalar /morluklar icin ayri, zavalli kirpiklerim uzasin diye ayri bir krem suruyorum.

Her sabah illa ki makyajimi yapiyor, aksamlari zevkle siteleri geziyor, alisveris listeleri yapiyorum, korkarim hic bir zaman gerceklesmeyecek havadan, sadece ivir zivira harcamak zorunda oldugum bir on bes bin yuro (gordugunuz gibi mutevaziyim de) dusse, ne alacagimi simdiden biliyorum misal. Evet hala tirnak yiyor olabilirim, sanirim artik omrum boyunca tirnak yiyen bir insan olacagimi, bunun o kadar da utanilacak birsey olmadigini kabul ettim, ama yine de icimdeki kokos gec de olsa uyandi.

Hala tiksiniyorum kozmetik saticilarindan, ama bu herkesin ortak derdi. Hala butun kozmetik saticiliarinin badana gibi boyanmak yerine baska zevkleri olan kadinlara da hitap etmesi gerektigini dusunuyorum. Ben dogal bir gorunus istiyorum derken bana ‘yardimci’ olacak uzaylinin gozunde bocek yesili far varsa urkutuyor beni ama olsun. Belki ilerde kozmetikci kadinlardan korkmamayi bile ogrenirim.

Bu da boyle biseymis sevgili okurum. Insan gev gev ahkam kesip uc sene sonra lafini yutuyormus. Ama umarim burda bir sinir vardir. Lutfen yani. Allahim sen beni anne ayakkabilarindan, anne kotlarini begenmekten, furkancan ve alarasugillere bakip cok sevimli demekten, altin setlerinden, ‘site hayati’ndan, ‘nezih’ likten koruyacak misin? Kedi resmi forwardlamaya, facebook statusuma siir yazmaya ve kendimden ‘Deniz artik cok guclu, Deniz artik hiic uzulmeyecek’ diye, ucuncu sahis olarak da bahsetmeye basladim mi, tamamdir, kapatip gidiyorum dukkani.

Kollarini bacaklarini deli gibi sallayip dans eden geckin ablalar, konser karizmatigi ergenler, gider gitmez ati uyusturucak kadar otu icip got gibi etrafta sallananlar, tuvalet sirasi cakalllari, ayagima bes yuz kere basan hiyarlar, o kalabaliga illa ki sevimsiz cocuklarini, ve hatta bebeklerini getiren hipster (kicimin hipsteri demezsem catlarim burada) ebeveynler, muthis gurultulu, bol bira tuketen, her meme sahibini muthis yorumlariyla odullendiren erkek arkadas topluluklari, deri pantolon ve yelekli gobekli old fart heavy metalciler, onlarin dovmeli, elleri sigarali, leoparli dovmeli kiz arkadaslari, baba ogul, anne kiz konser seyircileri, aaa siz nece konusuyorsunuz nasil bir dil ki bu diye illa ki soran sosyallesme meraklisi got dipcileri, illa ki –Cumartesi bile olsa- az evvel adliyeden ciktim, dopiyesimi degistirecek vaktim olmadi onun icindir kiyafetim kadinlari, (ozellikle gecen haftaki abla, hani su hayatimda gordugum en korkunc tuvalet sirasinda insanlar 300’den sahneler oynarken Blackberry’sini cikarip sinyal yakalamaya calisan, seni unutmadim canim), sanki o kadar yolu sirf yemek yemeye gelmis gibi delirip durmadan tikinan, ayilar, pogocular, bira firlatanlar, ciglikcilar, birlikte sarki soylemeyi sevenler, headbangciler, zip zipcilar, simdi adam basi billet su kadar, burda 30 bin kisi olsa, menajer su kadar, teknik ekip su kadar alsa, gruba ne kalacak hesabi adamlari, ozellikle gruplar sahneye cikinca dinleyeceklerine o (baska yerlerine monte etmeyi gercekten diledigim) telefon/ kameralariyla kayit yapmaya calistiklari icin izlemeye calisanlari ezen okuzler ve gittigim her etkinligin degisilmez koca kafalilari, ozellikle kisa olan kadinlarin onunde durup gorusunu mumkun oldugunca kapatanlar gizli orgutunun mumtaz uyeleri, ozellikle sizlere sesleniyorum: hepiniz cok yasayin. Allah sizden razi olsun, hep beraber binlerce kere daha muzik dinlemek nasip olsun. DinimizAmin.

Kalabaliktan, insanlarla et ete got gote olmaktan, tuvalet kuyrugundan ve umumi tuvaletlerden, itismekten, arabayi sekiz kilometre oteye birakip 37 derece sicaklikta yurumekten, bardaktan bosalan yagmurda acikta kalmaktan, ayagina onlarca kisinin basmasindan, ergenlerle kusatilmaktan, yogun ot ile karisik ter kokusundan, kafasi icki veya uyusturucudan bir dunya olmus insanlarin gelip yapismasindan kimse hoslanmaz. Yani en azindan benim tanidigim kimsenin boyle bir hobisi yok.

Yine de hepimiz kosa kosa konserlere gidiyoruz. Isten kacip, izin alip, gerekirse yalan soyleyeyip tiklim tiklim trenlere dolusup, otoparkta yer kavgalari edip, aylar evvel dunya kadar para doktugumuz kagit parcalarini ustumuzu arayanlara gosterip iceri giriyor, asiri pahali biralarimizi icip o heyecanli anin baslamasini bekliyoruz.

Sadece bir an, buyuk bir muzisyenin sahneye ciktigi an insanlarin kudurma anini gorebilmek icin sahnede olabilmek cok isterdim. Dunyanin her yerinden, her yastan binlerce, milyonlarca insan bir sarkiyla buyuyor mesela, ergenken yatagina yatip o grubun o sarkiyi onlar icin yazdigina inaniyor, gencliginde oyle bir an duyuyor ki, zihnine naksediyor. Bazilari hayatinin geri planinda film muzigi oldugunu idda edip, hayatlarinin her onemli anini bir sarkiyla, bir muzikle hatirliyor. Son derece basit ve gunluk sozler cok derin anlamlara geliyor. Herkes o sozleri biliyor, avaz avaz soyleyebiliyor. Kim bilir nasil bir histir bu? Cerrahlardan daha kolay muzisyenlerin kendini allah sanmasi bence. Onun icin de sacmalamalari normaldir diyorum hepsinin. Sen ister son derece romantik bir saikle en derin, en gizli hislerini evinde sessiz sessiz calisip bir sarki yap, ya da bir muhendis gibi ince ince calisip bir sarki insa et, sonra kitleler soylesin sarkini, olacak is mi?

Bir sene, iki sene, her aksam ya da haftada uc aksam, ayni sovu ayni sekilde tekrarla, on binlerce insani eglendir, onlarca dilde iyi aksamlar, merhaba vesaire demeyi ogren, on binlerce insanin gozunu doldur, guldur veya neselendir, sonra geri don, bir album daha yap, millet itin gotune soksun. Her gun sinav, her gun sinav, zor anacim bunlarin isi.

Onun icindir ki muzisyenlere acimayla karsilik bir sevgi besliyorum. Insanin kendini milyonlarin onune bu kadar atarak yaptigi bir isi seve isteye secmesi, herkese isinin hakkinda yorum yapma, ozel hayati hakkinda atip tutma musadesini kamuya acik bir figure olarak boyle sunmasi, bir tur sakatlik gibi geliyor bana. Akli olan insanin yapmayacagi turden.

Gectigimiz persembe aksami Hollandanin yarisi ile Coldplay’i dinlerken aklima geldi butun bunlar. Allaha sukur ettim hala muzikten zevk alacak, takip edebilecek vakit ve kaynaklarim var diye, bunlari paylasacak, millete bakip dalga gecebilecek kocam var diye, arkadaslarim var diye.

Coldplay, ne yalan soyleyeyim guzeldi: Guzel derken, hani bazen aksam yemegine anneniz kahvalti cikarir, siz de adam gibi yemek beklerken o kahvaltiyi gorunce sasirsaniz da yumulursunuz, oyle bir guzellikten bahsediyorum. Benim sevdigim tipte bir heyecan barindirmiyordu, kagit kelebeklerle, sirin konusmalarla olacak is degil bence o, ama yine de guzeldi. Yalniz, Chris Martin otururken bile sakin duramayan, piril piril enerji kupu bir oglanmis, ve gercekten konser evveli pekmez iciyor galiba. Hollanda seyircisini iki kofte bile harcamadan, bir saniyede feth etti, epey hollandaca biliyormus megersem. En son biz arkalarda kalmis fanileri de onore etti. Biliyorum, saatlerce yol geldiniz, biliyorum essek gibi otopark sirasi beklediniz, biliyorum yarin ise gideceksiniz, ama yine de geldiniz, cok tesekkur ederim diye. Organik meyve suyu icip falafel yiyerek, designer kiyafetleri, temiz deterjan kokulari, her boydan yavrulari ve volvolari esliginde konser izlemekte olan Coldplay seyircisine yakisir, bir o kadar orta sinif bir tesekkurdu bu. Beni sarmadi.

Yine de bu sekilde guzel bir konser sezonunu kapatmis oldum. Bu saatten sonra kapali yerlerdeki konserlere de gitmem artik, yazin yeterince zor zaten, kisin hic cekemem. Seneye insallah, bir guns n’ roses, bir daha faith no more gormek, kalabaliktan hem tiksinip hem kalabalikla muzik dinlemeye bir daha hayran olmak nasip olur.

Diyelim ki cok begendiginiz bir elbiseyi aldiniz. Giydiginizin ilk gunu daha bismillah otobuse biner binmez diyelim, ayni elbiseyi giymis uc kadin gordunuz. Elbisenin en cok size yakistigindan suphe yok ama doksanlarda tiffanny tomato'nun kareli ceketi ordusu kuran adamlar gibi dolasmanin alemi var midir, yok mudur onu soruyorum. Naapardiniz?

A) Bacim, unut o elbiseyi. Ev elbisesi yap.
B) Ne farkeder, giy, ne var herkes giyiyorsa? Jean giyerken ne oluyor ki?
C) Zaten sadece erkeklerin calistigi bir yerde calisiyorsun, sadece ise giy, sokakta bununla gorunme.
D) Git iki rengini daha al, madem bu kadar begendin.
E) Hicbiri (Aciklayiniz:.....)

Kamuoyu, bir ses ver, ne yapilmali bu durumda? Hani etkilemek istemem sizi ama oyle de rahat ki, kumasi da oyle yumusak ki elbisenin.

Cok doluyum blog. Yazmazsam catliyacagim. Icimin sismesi irkcilik hakki yapmak hakki dogurmaz ama sanirim Hintlilerle calismak konusunda genelleme yapacak kadar bilgi sahibiyim. O halde genellemeliyim, zira olecegim.

O hintliler var ya o hintliler, olsunler surunsunler demiyorum. Olmekle bitecek gibi degiller zira, her yerden cikiyorlar. Ama lutfen benden uzak dursunlar. Benim onlara calistigim, bir tur servis verdigim hic bir duzen bir daha tekrarlanmasin. Allah korusun, ac kalmadigim takdirde bir daha Hintli bir patronum olmasin mesela. Bana beni kovmadan evvel 'yeterince' gulumsemedigimi soyleyen orospu cocugu ozel bir tur orospu cocugu degilmis megerse, bunlarin topu boyleymis.

Bugun ruhhastasinin teki masamda olmadigim bir saat icinde(ogle yemegi molam olan bir saatten bahsediyoruz) bana 13 tane mail gonderdi mesela. Pekala kendi halledebilecegi, daha dogrusu sadece kendisi halledebilecegi bir mesele hakkinda bir insana bir saat icinde 13 mail gondermek normal irklarda olsa bir davranis bozuklugu olurdu. Bir hintli yaptiginda bunu, sadece dislerimizin arasindan kufur ediyor, ah su anda sigara icen biri olsaydim ne guzel sinirli sinirli dumanlari uflerdim diye dusunuyoruz.

Sinirim gecene kadar bekledim. Sonra cevap yazdim kendisine. Profesyonelligimden, hanimefendiligimden zerre kadar odun vermedim. Isyerimin genel kabul edilen iletisim metodlarini kullansaydim F*ck you, go s*rew yourself a**hole diyebilirdim. Hem rahatlar, hem de derdimi en kisa yoldan aciklardim. Ama iste, yapamadim. Uzuun uzun neyi neden yapamayacagimi anlattim.

Baska islere gectim, bu arada sakinlesmek icin elma yedim, muzik dinledim falan filan. Sonra yine bir mail yolladi. Efendim haftaya buraya gelecekmis, kis baslamis mi, hava nasil olurmus?

Acaba diyorum, adami oteline yerlestirdikten sonra arar mi beni, gotunu sildirmek icin falan da? Hani bi o kalmadi da yaptigim, ondan merak ettim.

Umarim allahim, gelecek hafta tipi firtinasi cikar da donarak geberir. Olmadi kanala iteyim ben bunu. Onunla beraber eski patronumu, karsi komsuyu (gunahi yok onun, igrenc renkte tisortler giymekten baska, ama eminim ona da bir yuz versen astarini ister) Ancak gecer sinirim.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .