eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Aslinda konu benden cok Miss Muge'lik ama dayanamiyorum: Yine bir markaya asik oldum, bu sefer konumuz kozmetik veya giyim de degil bu arada (giyim demisken, duz beyaz tisort, guzel jean olarak okuyun lutfen, oyle ciddi bisi degil)

Uzun suren arastirmalarimdan sonra eve tasinali neredeyse 18 ay olmusken bir cop kutusunda karar kildim. Cop kutusu deyip gecmeyin, acik mutfakli evimde en cok gorunen seylerden biri. Birkac haftadir severek kullaniyorum. Cop posetini degistirirken butun kovayi cikarmak zorunda olmamak, o torbanin igrenc bir sekilde cop kutusundan tasmamasi, parmak izi tutmamasi gibi guzel ozellikleri var.

Ustelik urunlerin dizaynlari diger sevgili markam Brabantia'dan zaman zaman daha bile islevsel. Hem de sanki Brabantia'dan az daha ucuz.



Ama esas dun yeni bir urununu aldim ki, onu gercekten cok begendim. Butun ivir zivirimin (neredeyse) rahatca sigabilecegi bir catal kasiklik. Ve annane isi gorunmuyor. En guzeli de yemek pisirirkenki kasigi bi kenara koymak icin on tarafta bir numarasi olmasi.



Allahtan butun urunleri ortalikta yok, yoksa maasi bunlara yatirmam isten bile degil.

Ben gidip yine bi websitesine bakayim, banyo icin de guzel seyler var gibi.





Benim gibi yaninda kitabi olmazsa asabiyet yapan, tatile giderken cantasini hazirlamaya ilaclar ve kitaplarla baslayan, hizli okuyan cinstenseniz hayatinizi kurtaracak biseymis bu.

Gecen yil dunyanin en neseli tatilini yaparken bile beni gerdi bu durum: Ryanair'le kabin bagaji ile 1 haftalik sehirli plajli, soguklu sicakli tatile gidiyoruz, ikimiz de ayni giysiyi tekrar giyemeyecek kadar huyluyuz ve benim obsesif kompalsif bir okuma aliskanligim var. Anca iki kitap mi ne goturebildim. Bi iki de dergi.

Yol icin ayirdigim kitabi daha ucaktayken yariladim, ee nasil olacak bu is? Tatilin kalan kisminda diger kitabimi yavaaas yavaaas okudum, Salamanca San Sabastian arasinda Ozan'in uyumasini firsat bilip onun kitabindan (Kar) otlandim, en son donerken Koray'in kitabini (Cevdet bey ve ogullari) bitirdim. Tam seyahatin Orhan Pamuk sponsorlugunda yapildigini dusunmeye basladim ki Ozgun baska bisiler okuyarak beni oyaladi. Kazasiz belasiz geri donduk.

Bu seneki tatil gelip catmisken bu sikintilarin hepsini geride biraktigimi sevincle bildirmek istiyorum. Artik bir Kindle sahibiyim. Ranabilda gordugumden beri baska bisi dusunemiyordum, nihayet muradima erdim.

Simdi istersem o yana doner Anthony Bourdain okuruum, ister ote yana doner Patti Smith okurum. Arada degisiklik mi istedim? Biraz da bakarim AJ Jacobs ne gibi sacmalik bisi yazmis. Azicik derlenip toplanmak mi istedim, acarim Viktoryan zamanlarin ev idaresi kitaplarini, kendime gelirim. Benden sahanesi, zararsizi yok artikin, koyun bi koseye, aksama alin. Golgede oturup gevis getire getire okuyacagim insallah onumuzdeki hafta.

Belki tatilimizle alakali bir sekilde Iliad'i bile okuyabilirim, kim bilir? Hazir aklima gelmisken bakayim, beles Kazancakis var miymis elimdekilerde.

Diyecegim o ki, eger siz de benim gibi bir okursaniz, benim kadar cok tasindiniz/ tasiniyorsaniz, kitap tasimaktan nefret ediyorsaniz iste bu nefis bir cozummus.



7

Yine yeni yeniden bir yildonumu yazisiyla birlikteyiz.

Bu seneki yazimda alistiklarimi degil, yedi yilda alisamadiklarimi yazacaktim, arkadasin teki benden once davrandi. Yine de kisaca degineyim:

Yedi yilda en cok insanlara alisamadim: uc kurusun hesabini yapmalarina, benim uc katim kadar kazanirken kendilerine hic bir luksu (luks derken utanc verici olmayan canta, dogru durust - ev yapimi olmayan- bir sac kesimi veya boyasi, eskilikten piyrim piyrim olmamis bir kemer, depdorant (bir tek Turkler mi kokuyor sandiniz, bir de bizim otobusleri gorun) ne bileyim odeyebilecegin en iyi yiyecekler gibi normal dunyanin gerek/ sart olarak gordugu seylerden bahsediyorum, yanlis anlamayin)hak gormemelerine alisamadim. Kusura bakmasinlar,halden anlamaz bir okuz degilim, cok sinirli bir butceyle yasamayi da biliyorum, uc kurus tasarruf edilebilecek her seyi ben de yapiyorum ama sonucta benim de bir klasim var, degil mi? Ben misafirlerine le cola ikram edecek, piyrim piyrim giysilerle dolasacak kadin degilim. Hele ki odeyebiliyorsan bunlardan tasarruf ettigin parayi hangi kefenin hangi cebine doldurmayi planliyorsun ha Hollandali arkadasim? Bi de bana.

Ayni konuyla cok alakali bir sekilde insanlarin delege edememe, her isi kole gibi kendi yapma haline, kendilerini durmaksizin zora kosmalarina sonra da durmadan vakitsizlikten ve yorgunluktan sikayet etmesine alisamadim: Eger kari koca tam gun calisiyorsan ne ev isine ne de mutfagi banyoyu yikip tekrar yapmaya vaktin pek kalmiyor. Eger baskalarinin evine gelip ay evin ne kadar temiz, ay nasil bu kadar hizli tasindiniz, nasil hallettiniz diye soruyorsan cevabi cok basit: yardimci arayip bulacaksin. Evet, o cok korktugun sey oluyor ve evine 'yabanci'lar geliyor ama kicinin uzerine oturacak, zevk aldigin seylerle ugrasacak az bi miktar vaktin de kaliyor. (Bu Hollanda'lilarin zenofobisi ve evlerine gelen 'yabanci' fobisi konusunda bir iliski var ama, dur bi onu da yazayim bi ara)Bence deger.

Benim yaptigim isi yapan (idari isler diyelim) diger meslekdaslarimin bir odun kadar esnek olmasina bir turlu alisamasim. Her turlu talebin ilk yanitininin 'hayir'olmasina, paralel proses gerektiren iki isin asla paralel bir sekilde halledilmemesine alisamadim. Zeka- etkili calisma ve idari isler boyleleri yuzunden bir oksimoron haline geliyor ya, ona yaniyorum.

Herseyden cok da neredeyse her gun yasadigim irkciliga, -nasil diyeyim, gizli siddet diyesim geliyor- alisamadim. Tam oldu artik derken bir anda karsima cikiyor, acik acik veya caktirmadan. Yuregime agirlik veriyor, gelecegimi umutsuz gormeme sebep oluyor. Bizi sadece bizim gibi 'yabanci'larla arkadaslik etmeye,'yabanci'li sehirlerde/ semtlerde yasamaya itiyor. Marjinalize ediyor. Hah iste, bu yabanciligin bu kadar uzun surmesine alisamadim. Isime geldiginde Hollandalilar soyle boyle diye atip tutmam da bu yuzden sanirim.


Dun gece sosyal devletin cokusunu gozume sokan feci bir program izledim: How the other half live

Programin olayi su: Bir cok zengin aile ve bir cok fakir aile tanisiyorlar, zengin aile fakir olanina belirli yardimlarda bulunuyor, fakir aile cok seviniyor. Butun program boyunca aileler birbirleri hakkinda fikir yurutuyorlar, benim izledigim bolumde zengin kucuk kizin yatak odasinda iki yatak oldugu, fakir kizin yataginin bile olmadigi yarim saatte bes kere gozumuze sokuldu mesela. Zira fakir kizin dolabina zoom yapip ne de az giysisi oldugunu anlamazsak diye bir de kucuk zengin kiz bundan bahsetti. Fakir ailenin zavalliligina, zenginlerden hediyeleri aldiginda aman da aman nasil agladiklarina bol bol vurgu yapiliyor, fakirler kameralar burunlarina girdikce agliyor, zenginler utangac ve ust sinif bir gulumseme ile ne kadar da iyi insanlar olduklarini bir daha gosteriyorlar bize.

Zenginler bu insanlar fakir amabizim zannettigimiz gibi pis ve tembel degiller diye sasiyor. Fakir aile de bak bak zengin ama insan larmis diye seviniyor. Tabii, fakir ve tembel, uyusturucu - alkol bagimlisiysan zaten geber gitsin, boyle rezilce bir sadakayi bile haketmiyorsun. Alkolizm falan sadece zenginsen 'problem' olarak algilanir ve anlayis gosterilir. Fakirsen bir tekme de biz vuralim.

Olaylar Ingiltere'de geciyor bu arada, ne bileyim Turkiye'de degil.

Butun bu programlar Hollanda televizyonlarinda once orjinal formatiyla gosterilir, sonra da Hollanda versiyonlari gosterime sokulur. Birkac hafta sonra bunun Hollanda versiyonunun televizyonlarda donmeye baslayacagindan endiseleniyorum. Goreceklerime dayanabilir miyim, emin degilim.

Igrenc bir duzey, igrenc bir asagilama, tam bir iyilik pornosu. Oturup her acidan dusunmemiz gereken bir hadise. Bati Avrupa, sosyal devletin kalesi olan Ingiltere, Hollanda gibi ulkelerde toplumun daha az sansli kesimine destek olmak boyle uc bes zenginin gonlunden koptuguyla olacaksa ben cok yanlis sebeplerle buradayim demektir. Ben daha az kazanma, kazandigimin fazlasini vergiye verme karsiliginda daha uyumlu, ortalamada birbirini kollayan bir toplumda yasadigimi, yasayacagimi zannederek burada yasiyorum. Boyle igrenc noblesse oblige anlayisiyla insa edilmis bir toplumu isteseydim baska tercihlerim olurdu.

Bu yazdiklarimdan servet dusmani oldugunu falan dusunmeyin. Benim sadece zengini gun be gun daha zenginlestirirken fakiri (belirli sartlari yerine getirmesi durumda) korunacak bir hastalik gibi goren, orta sinifi yildan yila kendi sorunlariyla bas basa birakip kendinden sanssizlardan nefret ettiren bakis acisiyla, politikayla bir sorunum var.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .