eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Biliyorum, bizim oturum izni hikayelerimizden hepinize fenaliklar geldi ama az evvel ogrendim ki bizi 'unutmus'lar. Evet ya, bildiginiz unutmuslar.

Soyle, oturum iznine basvurdugunuzda her basvuru bir dava gibi goruluyor, sonra size karar mektubu diye birsey gonderiyorlar. Karar mektubunda basvurunuzu degerlendirdik diyor, kabul ettiklerini veya reddettiklerini soyluyorlar. Ondan yaklasik alti hafta sonra da belediyeden bir mektup geliyor, izniniz cikti, gelin, alin diyorlar. Normalde yani.

Bizim basvurularimizin karari 5 subatta cikmisti, ondan beri ses seda yoktu. Ay basinda aradim ne oluyor diye, yok bisi, bekleyin gelir, bir sorun yok dedilerdi. Az evvel konustugum kadin dosyama bakarken Allah Allah biz sizi unutmusuz, bu dosya kapanmis demesin mi?

Simdi biraz daha bekleyin, biz biraz daha bakalim diyorlar.

Guleyim mi aglayayim mi bilemiyorum artik. Olaya iyi yanindan bakayim, en azindan bekletirken fena olmayan muzikler dinletiyorlar, bir de artik tekrar zorda kalinca Ingilizce konusmaya basladilar. Bir yil evvel Verdonk zamaninda oldur Allah konusmazlardi cunku. Bugun once biraz Hollandaca konustuk, sonra da yani ben dogru anladim di mi deyip her seyi bir de Ingilizce onaylattim.

Hatirla Sevgili'nin cuma gunku bolumunde 1966 yilinda Yasemin'in eline geri donusum amblemi olan zarf tutusturmuslar ya, bir de 'Isvicrelerde' egitim gormus Ahmet'e 'mektup ta yazabilirsin' yazdirmayi uygun gormusler ya, iyice tiksindim.

Zaten butun izledigim dizilere cocuk oyuncu alindiginda benim icin is bitiyor, onu farkettim. Butun dizilerde oynayan cocuklarin sopar gibi killi, biyikli (Istanbul Masali'ni hatirlayin, nasil milletcenek agda yapmak istemistik o kiza, benim kizim oyle killi olsa bes yasinda lazer epilasyona baslatirdim vallahi, birakin televizyona cikarmayi) sinir dayakcik olmasi sart oldugu icin Hatirla Sevgili de kurali bozamamis.

Yok bitti bu da, Turk televizyonuna tahammul esigim dustukce dusuyor... Bu konu ev halkinin bir kisminda sevincle karsilaniyor ama.

Maydonoz falan hak getire bu arada, bi bok ciktigi yok saksilardan.

Haftasonu azicik tekmelemeyi dusunuyorum, hafif bir ikaz olsun diye, olmadi gercekten siddet kullanacagim.

Her sabah tren bibletimi bir makineden aliyorum. Gidecegin yeri isaretliyorsun, neyle odeyecegini seciyorsun, banka kartini takip, pin kodunu girip biletini aliyorsun. Son derce basit bir islem.

Her sabah onumde o makinaya mal gibi bakan bir insan oluyor. Uzuuun uuzzzuuuun inceledikten sonra pek degerli banka kartlarini o delige sokmaya razi oluyor, gerginlik icinde pin kodlarini giriyor, bileti bes kere inceliyor, sonra da kendi gidecekleri destinasyon o ekrandan kaybolana kadar (yani bir onbes saniye daha) o makinayi isgal ediyorlar.

Ay sanki uzaya mekik yolluyorlar adamlar. Alt tarafi bir alet yahu. Ayni adamlarin yagmur altinda bir ellerinde semsiye, onde cocuk, arkada pazar cantasi ile kalabalik yollarda bisiklet kullanabildiklerini gorunce sasiriyorum ben, o cok daha komplike bisi degil mi?

On dokuz sene, dile kolay. Konu kesirler olsun, ya da belediye encumeninin gorev ve sorumluluklari,siyasi dusunceler tarihi veya Amerikan dis siyaseti, polinomlar ya da Hollandacanin ayrilabilir fiilleri, ben ayni aciyi cekiyorum.

Tami tamina on dokuz senedir ogrenciyim ben, defterimle kalemimle bir sinifa gidiyor, bir hocayi dinliyorum yillardir. Hep ama hep 'odevim var' benim. Yeter artik, di mi?

On dokuz sene. Yirmi bes yasindayim.

On dokuz senenin on yedisini ders calismam gerektigi halde ders calisamayarak, bunun icin sucluluktan geberdigim icin kendime eglenme veya rahatlama sansini vermeyerek gecirdim. O is bitene kadar koltukta oturma hakkim bile olmadigini dusundugumden popom pide gibi oldu, o is bit(e)medi. Yok, mumkun degil yapamiyorum. Sinirden kendimi yedigim, evdekilere zivzivlendigimle kaldim.

Tedavi olmak istiyorum, amaaan yapmak istedigimde yaparim demek istiyorum, ders calismayinca kendimi suclu hissedip vaktimi uzulerek gecirecegime disariya cikip eglenerek gecirmek istiyorum. Olmuyor. Can cikmayinca huy da cikmiyor.

Ne baharlar gecirdim bu sekilde, bahar donemi vizelerine calisamayarak. Calisamamaya ve kivranmaya ayirdigim vakit calismaya ayirdigimin uc kati oldu hep.

Mumkunse duzelmek istiyorum artik.

Haftasonu hava piril piril gunesli, sahane bir sekilde ilikti. Biz de haftalardir aklimizda cig gibi buyuyen 'bahceye bisi yapmamiz lazim' sorununu kismen cozmek uzere Praxis'e gittik. Bizim gibi dusunen binlerce Hollandaliyla birlikte saksi, toprak tohum falan aldik.

Bitkilerle ilgili bildigim iki seyi de cocukken okudugum kitaplardan ogrendim. Birincisi cocukken cok aglayarak okudugum Yesil Parmakli Cocuk' tan: Bazi insanlarin bitkilere ve ciceklere yatkinligi vardir, bazilarinin yoktur. Oburu ise Ucurtmam Bulut Simdi'den: (ki babam bana 89 yilinda Tuyap fuarindan almis, icine de not yazmisti) Meyve vermeyen agaclari korkutursan eger, cicek acarlar.

Lise ikinci sinifta annem bir veli toplantisinda duyduklarindan cok hosnut kaldiginda bana bir saksi pembe cicekli bisi -hah iste, azicikack yesil bile parmagin olsa, adini bilirdin cicegin- hediye etmisti. O cicek bana kafayi yedirtmisti bir sure, her yaprak doktugunde, her bir goncasi kurdugunda kendimi suclu hissediyor, okulda basima kotu seyler gelecegine inaniyordum. Cicege muzik mi dinletmedim (Portishead belki biraz depresif gelmis olabilir, bilemiyorum) uzun uzun konusmalar mi yapmadim (bana bak, acacaksan ac, acmazsan saksini kirarim sekilinde) besin mi vermedim (dogum kontrol hapi, sigara kulu) herseyi yaptim ama o kurumaya devam etti. Son care olarak korkuttum sigara ile birkac yapraginda delikler actim, bak eger hemen toparlanmazsan tamamini yakarim diye tembih ettim ama oldu essek. O gun bugun evlendim, evim oldu ama cicek almaya saksi bakmaya falan heves etmedim.

Dun bir heves maydonoz, nane, feslegen, lavanta(faydacilik ilkesine gore tabii benim bahcecilik anlayisim, yemeyecegim seyi niye yetistireyim ki?) ivir zivir diktik bakalim, cikmazsa eger bir cilingir sofrasi kuracagim onlara besin olsun diye. Bu sefer muzik olarak neseli biseyler dinleteyim diyorum, Koray da arada bir konusur onlarla. Olmadi bu sefer uzerlerine benzin dokup yakarak korkuturuz serefsizleri.

Az evvel istasyonda otobus beklerken bir guvercinin ayagina (ayagi mi olur patisi mi bilemiyorum kesin olarak) bastim. Cok utandim, etraftan insanlar gorup de beni (yine) hayvansevmez sanacak diye cok korktum. Ama oldu iste.

Allahin salak patatkipleri yuruyeceklerine ucsalar ben de guvercin ayagina basmis olmazim. Guvercin ayagina bastim.Guvercin ayagina bastiniz, guvercin ayagina bastilar. Guvercin ayagina basmak. Ay yazdikca tuhaf oluyorum.

Acaba nezaket kurallari geregince ayagina bastigin guvercinden (bakin duramiyorum, yine yazdim) ozur dilemek gerekir mi?


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .