eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Sanki kardesimdi, ne de akilli, ne keskin gozlemci, ne kivrak kalemli olduguyla gurur duydugumdu, ona bisey olacak diye uzerine titredigimdi. Buyudu. Gitti.

Mezun oldugunda sevincten gozlerimin nasil yasardigini o bilmez. Kendi yavrum olsa boyle sevinirim sanirim. Mezuniyet bunalimlari sirasinda biseyler demeyi isteyip isteyip, kendi gorsun diye midir, oyle teyzelik hallerine girmeye (teyze 101) yetkili gormediginden midir diyemedim. Gecmis olsun.

Simdi o seksendisiti hayatinda midir, korpirit mi olmustur, bir okuze baglanip uzulur mu, kalbini bir iyiailecocuguyla avutup siteicibahceli bir hayata mi yol acar, yazar mi, yazmaz mi, o yazsa bile ben onu bulabilir miyim bilemiyorum. Sadece bencilce uzgunum, okuyamayacagim icin, burugum, o 'bile' buyudugu icin.

Ne yalan soyleyeyim, odum kopuyor herseyi ve herkesi yiyen zaman ve haller onu da dupeduz edecek, ezecek diye. Ama yok, o furkancan'in annesi gunlugu bile tutsa 'bugun biraz kabiziz' demez. Diyemez. Seviyesi musade etmez.

Iste boyle.

Gecti gitti bu hafta. Ev aldik diye sevinirken karalar bagladik, o kadar begendigimiz evin, catir catir ettigimiz pazarligin uzerine su icip kontrati iptal ettik.

Iste bir anda herkesin bisi isteyesi geldi, butun deadlinelar cakisti, sasi olana kadar sayilara, hucrelere ve grafiklere baktim, hala da bakiyorum. Oracle niye bu kadar yavasss diye kudurarak sikayet ettigimde budist rahibi oldugundan suphelendigim Jeff, bana cok isin var, onun icin yavas dedi.

Etrafta herkes sakin, herkes zen, bir ben huzursuzmusum gibi bir hava var ya, en cok ona bozuluyorum.

Sozde bu haftasonu sizlere bir baska sinir oldugum meslek grubuyla (banyocu ve mutfakci) olan iliskilerimden doneler toplayacak, pazartesi falan yazacaktim ama evimiz olmadina gore banyo ve mutfak almak anlamli olmuyor artik.

Onun icin bu haftasonu planim kanepeden kalkmamak. Bu aksamdan alisverisi yapip, pijamalarimi pazartesi sabahi cikarmak uzere inime cekilmek. Belki daha da icimi kiymaya gideriz Esterhazy efendiylen,su AntiChrist'i gormeye.

Yeni hafta, yeniden ev pazarligina basliyoruz. Belki bu sefer olur.

sozluk radyosu dinliyor, gectigimiz iki gune donmek istiyorum.

Su ve su nedenle.

Kuba, kultur ve sanat asigi Donna'm (bi daha bunu dersen seni tekmeliycem demisti. Uzun bacaklidir ama bu kadar da degil:P) ile currywurst, strawpiniha miydi ne haltti ondan, uzerine yemek, uzerine daha kokteyller, uzerine yine the boat that rocked, donup donup bikac kere daha yapmak istiyorum.

Simdi isime doneyim. Coldplay dinleyip birbirinden onemli aktivitelerimle dunyayi kurtarayim. Firk.

Koray'dan bundan sonra soyle bahsetmeye karar verdim. Pardon yanlis oldu, Koray Bey' den.

Gul Golge'yi uzaktan (gozlerim cidden bozuluyor galiba) Banu Alkan sanmam ayrica acikli.


Okudugum gunden beri aklimdan cikmiyor. Elbette adam bicaklayip vurmasi dogru bisey degil ama o mizah duygusunun hastasiyim.

Bize yakinda yemege gelecek misafirlerime Deniz Hanim heykeli seklinde tereyagi toplari ikram ederek kendisini anmayi dusunuyorum.


"Sinema oyuncusu Filiz Akın’ı kalçasından bıçaklayan sanık, ifadesinde “Patronum, Filiz Hanım’ı seviyor ama karşılık alamıyordu. Korkutmam için bana 10 bin lira verdi” demiş. 21 Eylül 1979 tarihli bu haberde adı geçen patron, yeraltı dünyasında İnci Baba diye bilinen Mehmet Nabi İnciler’dir. İnci Baba’yı asıl sinirlendirenin Filiz Akın’ın karşılık vermemesi değil, uluorta “Dünyada başka erkek kalmasa yine onunla olmam” demesi olduğu da iddialar arasındadır.

Devletten ihale alan, Ankara’ya yerleşmiş Urfalı bir müteahhittir İnci Baba. Alamadığı bir ihaleden sonra İmar Bakanlığı’nı otomatik tüfekle basacak kadar gözü karadır. 80’li yıllarda ihale ve çek senet mafyasının da önemli isimlerinden biri olur.

Bülent Ersoy cinsiyet değiştirdiğinde tepki gösterenlere “Kendi malı değil mi kardeşim, kestirir kestirmez size ne” diye postasını koyduktan sonra Ersoy’a sahip çıkar. Bülent Ersoy’un ayakta kalmasını sağlayan isimlerden biri olur.

Çok renkli bir kişiliktir. TV dizisi Dallas’tan etkilenip Ceyar ve Sue Allen adını verdiği iki kaplan beslemesi, parayı tahsil edemediği durumlarda kaplanlarını borçlunun evinin önüne bağlatıp gözdağı vermesi meşhurdur. Ayağından vurdurduğu kişilerin, çıkan kurşunu getirip elini öpmesi halinde para ödülü verdiği, çeşitli kalibrelerdeki bu mermilerden oluşan bir koleksiyonu olduğu anlatılır. Bir kuyumcu bu mermilere vurulan şahsın ismini yazar, İnci Baba anılarını tazelemek istediğinde bu isimleri tek tek okuyup hikâyelerini anlatırmış.

Gündem konularıyla yakından ilgilidir. İran - Irak savaşının sürdüğü 1982’de Erkekçe’ye verdiği röportajda İran’la işbirliği yapıp Irak’ı istila etmemiz gerektiğini söyler ve plânını şöyle açıklar: “İran devlet başkanı Humeyni’ye Türkiye’den birkaç çember sakallı tipi hediyeyle göndereceksin. İran’da hediye çok mühimdir. ‘Bak bu peygamber efendimizin pabucu, bizim müzedeydi, sana hediye ediyoruz’ diyeceksin, ama pabuç sahte. Gerçeğini verme yani. Sonra Humeyni’ye ‘Bak kardeşim sen de müslümansın, biz de. Ama hep bana, hep bana diyorsun. Şu petrolden biraz da bize ver bakalım. Gel Irak’ı da birlikte halledelim. Irak bitmiş zaten, hasta yatağında s..ilir’ diyeceksin. Kabul etmedi mi, basacaksın yaygarayı: ‘Zaten bu Humeyni sürgündeyken Bursa’da kalmıştı, belki de ibnedir’ diyeceksin. O da mı olmadı, git Amerika’ya ‘şu bizim borcu sil, dört yüz tane de uçak ver, Ortadoğu’yu cümbüş yerine çevirelim’ de.”

Kelliği konusunda çok hassastır. 1986’da gazetelerin sürekli peruğundan söz etmesine sinirlenip gazete çıkarmaya karar verdiğini açıklasa da, sonradan vazgeçer ya da konuyu unutur.

Urfa'dan 1987'de bağımsız milletvekilliği için aday olur. Adaylığını açıkladıktan sonra “Ben bu Meclise bir gireyim, sopa atılacak o kadar çok milletvekili var ki...” dediği için midir bilinmez, ama seçimi kaybeder.

Süleyman Demirel’in 1971’den beri yakın arkadaşıdır. Bir Amerika gezisinde birlikte olduğu Demirel’in Washington Anıtı’na çelenk koymasından etkilenip Chicago’ya gider ve Al Capone’un mezarına çelenk koyar. Demirel cumhurbaşkanı seçildikten sonra Güniz Sokak’taki evinden Çankaya’ya uğurlama törenini o organize etmiş, kurbanlar kestirmiştir. DYP delegesi olan İnci Baba, Demirel’den sonra “bacımız” dediği Tansu Çiller’e destek olur.

Turist rehberi Kemal Suman anılarını anlattığı kitabında (Bir Rehberin Anıları – Remzi Kitabevi), Japon turistleri götürdüğü Doğubeyazıt’taki otelde İnci Baba’yla karşılaşmalarını anlatır. Otel sahibinin aşçılara tereyağından yaptırttığı İnci Baba heykelciklerinin bulunduğu masa Japon turistlerin ilgisini çekmiştir. Japonların fotoğraf çektirme teklifini kabul eden İnci Baba, rehber Kemal Suman’a “Arkadaşlara jakuzi olduğumuzu söylemeyi unutma” der, Suman “jakuzi değil, yakuza” diyemez elbette. Gecenin sonunda Japonların teşekkür için yerlere kadar eğilmelerine aynı karşılığı vermek isteyen İnci Baba’nın peruğu kafasından fırlar. Neyse ki iyi günündedir, işi gırgıra vurup gülmekle yetinir.

İnci Baba, 4 Aralık 1993’te koruması Yakup Güven tarafından vurularak öldürüldüğünde 55 yaşındadır. İnci Baba'yı öldüren Güven ise 18 Şubat 1999'da, tahliyesine 5 gün kala Çankırı Cezaevi'nde uğradığı silahlı saldırı sonucu ölür."

Sagolasin Milli Tarih blogu, vay be, Inci baba.

Uc yil, bes ay ve alti gun evvel kozmetikten hoslanmadigimi bakimdir makimdir beni deprestirdigini soylemisim. Utanmadan bir de bunlara verecegim parayla guzel viski icer, 55 ime gelince yuzumu gerdiririm diye atip tutmusum. Simdi musadenizle uc yil, bes ay ve alti gun evvelki Deniz’e ay gotum demek istiyorum. Alt tarafi uc yil bucuk yil sonra geldigim noktaya bakin: Kirismamak icin daha az mimik yapmaya calisiyorum, oluyor olsam uc adimlik cilt temizleme rutinimi aksatmiyorum, gozumun altindaki torbalar /morluklar icin ayri, zavalli kirpiklerim uzasin diye ayri bir krem suruyorum.

Her sabah illa ki makyajimi yapiyor, aksamlari zevkle siteleri geziyor, alisveris listeleri yapiyorum, korkarim hic bir zaman gerceklesmeyecek havadan, sadece ivir zivira harcamak zorunda oldugum bir on bes bin yuro (gordugunuz gibi mutevaziyim de) dusse, ne alacagimi simdiden biliyorum misal. Evet hala tirnak yiyor olabilirim, sanirim artik omrum boyunca tirnak yiyen bir insan olacagimi, bunun o kadar da utanilacak birsey olmadigini kabul ettim, ama yine de icimdeki kokos gec de olsa uyandi.

Hala tiksiniyorum kozmetik saticilarindan, ama bu herkesin ortak derdi. Hala butun kozmetik saticiliarinin badana gibi boyanmak yerine baska zevkleri olan kadinlara da hitap etmesi gerektigini dusunuyorum. Ben dogal bir gorunus istiyorum derken bana ‘yardimci’ olacak uzaylinin gozunde bocek yesili far varsa urkutuyor beni ama olsun. Belki ilerde kozmetikci kadinlardan korkmamayi bile ogrenirim.

Bu da boyle biseymis sevgili okurum. Insan gev gev ahkam kesip uc sene sonra lafini yutuyormus. Ama umarim burda bir sinir vardir. Lutfen yani. Allahim sen beni anne ayakkabilarindan, anne kotlarini begenmekten, furkancan ve alarasugillere bakip cok sevimli demekten, altin setlerinden, ‘site hayati’ndan, ‘nezih’ likten koruyacak misin? Kedi resmi forwardlamaya, facebook statusuma siir yazmaya ve kendimden ‘Deniz artik cok guclu, Deniz artik hiic uzulmeyecek’ diye, ucuncu sahis olarak da bahsetmeye basladim mi, tamamdir, kapatip gidiyorum dukkani.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .