eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Bu hafta dort bucuk saatimi yollarda gecirip, iki saat bekleyip, kuzu kuzu butun parmaklarimin izini verip, komunist, terorist, fakir ve oralarda kalmaya niyetli olmadigima dair yemin billah ettikten sonra uc dakika icinde amerikan vizesi sahibi oldum, on yilligina.

Sonra dusundum de durdum. Ulan kizim, hayatin yalan senin diye.

Parmak izimi amerikalilara vermekten rahatsizim, beni adam yerine koyup yanlarinda goturuyorlar diye iki aydir essek gibi calisiyorum. Oha amma da soruyorlar diyorum, ote yandan bu memleketin adalet bakanliginda adresimden kac para kazandigima, babamin ne is yaptigindan kicimin deligine kadar her bilgiyi veriyor, aman bir an evvel alsalar beni vatandasliga da bitse bu is diye dusunuyorum.

Aman tibetlilere yazikmis, kanserlilere yarim edelim, savas cocuklari, hayvan barinaklari eksik kalmasin deyip duruyor, en fazla gordugum kumbaralara para atmayi biliyorum da, kicimi kaldirip bi ise yaramiyorum. Niye? Cunku cok degerli kariyerime adadigim vaktimden kalan ancak yemege ve uykuya yetiyor.

Hayir efendim, senin bos bos duvarlari seyeredip can sikintisindan hafakanlar gecirdigin zamanlari da biliriz, yeme bizi o zamanda pek acar bir insan haklari, hayvan barinaklari savunucusu degildin demeyin, o zaman da depresyondaydim sahsen.

Butun hayat, yerse, yemezse jarse seklinde.

Hic de yemiyor. Hep bir ozurum var.

Hayatim yalan.

Yasemin o cizmelerle evde otura otura ne zaman varis cikaracak cok merak ediyorum. Iki agla, bir uzul, bir de arada bunu dusun, olacak is degil.

Hani uzerime dolap dusmustu ya benim iki ay evvel, simdi butun sirketin butun dolaplari degisiyor benim yuzumden.

Bugun gelip olculeri aldilar, pazartesi gunu devrilmeyen yeni dolaplari yerlestirerek gecirecegim olmayan birkac saatimi. Benimle birlikte her departmanin her asistani/ sekreteri vesairesi de elbette.

Umarim kimse dolaplarin benim yuzumden degistigini bilmiyordur, yoksa yiyecegim kufurun haddi hesabi olmayacak. Sanki yeterince isimiz yok ya.

Bazen donup de kendime baktigimda, yaptiklarima, secimlerime, yollarima, kendime inanamiyorum. Bir kitapta olsaydim, ya da bir filmde, 'ben' karakterine gerizekali derdim. Ne sanmistin dunyayi, kendini ne sanmistin, ya da onu? Butun dunya bir yone giderken sen ayri mi kalacaktin, o dalga seni de vurmayacak mi saniyordun? Hic mi duymadin sana aci aci kendini anlatan kadinlar ordusunu, bu da bir havadir, gecer gider kizim, sonra sapi kalir dediklerini? Eloglu lafini hic duymadin mi peki? Nedir yani alt tarafi hukukunuz kac sene, hic mi dusunmedin?

Duymadim, gormedim, bilmedim, inanmak istemedim, dusunmelere hiic gelemedim once. Artik bana dusunmek iyi degil. Bu saatten sonra dusunmek olmaz.

Sonralari da (ve belki de hala), ay dedim, hayattir bu, dongudur, iyi gunun de olur, kotu gunun de, bir gun okuzluk edersin, ertesi gun supersindir. Berjerlerinde oyle sebze gibi oturur, yayildikca yayilir, arada bir yalniz olsan nasil olacagini dusunur, ise gider, para kazanir, takside girersin, hayat gecer. Gecmis guzel zamanin hatirlatan cercevelerle dolu salonunda yan yana oturup hic konusmadan yemekler yer, hic konusmadan gunler gecirirsin. Hayatini onun icin degistirir, ne deve ne kus tuhaf birsey haline getirir, secimlerini o asla kimseyi mutlu etmeyen orta yolu kerteriz alarak yapar, ne isin oldugunu hic anlamadigin bir yerde, bir semtte mesela, bir iste, bir sehirde, hatta bir ulkede hic hayaline bile gelmeyen bir hayati yasarken bulursun kendini.

Allahtan gecer. Allah oldugu icin gecer. Kendini ise verince, yemege verince, duaya verince, alisveris yapinca, uykuya verince gecer. Bazi insanlar tam da bunun yuzunden cocuk yaparlar, sanirim onlarinki yorgunluktan kendilerini bilmedikleri icin gecer.

Allahtan problemin bende ya da onda ya da bizde olmadigini biliyorum. Hayattir bu, herkesin basina gelir. Deniz degil de Fatma olsam, o da Mahmut olsaydi, yine ayni seyleri yasayacaktim. Onun yerine bir Ahmetle, bir Hasanla evli olsam, yine olacakti. Hayattir bu. Yarin obur gun unuturum. Belim kalinlasir, sacim beyazlar. Zaten guler yuzlu degilim, daha da olmam. Dunyadaki milyonlarca mutsuz bile olamayacak kadar sikkin, mesgul, dusunemeyecek kadar korkak, degisemeyecek kadar tirsik kadindan biri olurum. Parmagimdaki sari halkami dondure dondure ic cekerim. Unuturum.

Demistim, biz de sanki simdi herkes gibiyiz diye. Bir Lig Tv 'miz eksik. Onun disinda her mutsuz Turk cifti gibiyiz.

Gordugum herkesin neredeyse adini, ikinci adini,- ucuncu ve dorduncu isimlere gelemedim henuz-, soyadini, saglik sigortasini, son gunlerde hasta olup olmadiklarini, emeklilik sandiklarini biliyorum. Adamin tekinden tuz isterken aklimdan nerde oturdugu, kac para maas aldigi, haftaya sali gunu bilmemkimle randevusu oldugu, gecenlerde bana vermesi gereken formlari hala vermedigi geciyor. Insanlari sosyal guvenlik numarasi 2 yle baslayanlar, icinde 155 olanlar, yuzde otuz kuralini kullananlar, %50, 60, 70, 80 calisanlar, babalik iznine ayrilmis olanlar, analik iznine ayrilacak olanlar (bunlar hamile, haliyle kolay farkediliyorlar)

Bu kadar bilgi, ne isime yarayacak bilmiyorum. Bunlari hatirladikca baska seylerin silinmesinden korkuyorum. Belki beynim sutlaca dondugunde bana baska bir is verirler.

Gun oluyor, eh, tamam diyorum. Soyleydi boyleydi derken adam akilli yerlestin, kesin donus tarihi diye birsey artik ufukta bile olmadigina, ustune bir de etrafini doldurdukca doldurduguna gore boyle gider bu diyorum pasaport diyorum, vatandaslik diyorum, bizim memleketin hali fenaymis, hic donmemek en iyisi diyorum.



Gun oluyor, her gun gectigim sokaklara, girdigim dukkanlara, bindigim otobuslere saskinlikla bakiyorum, birazcik da olsa benim sehrim, bizim otobus, bizim market duygusu yok icimde.



Haftasonu Antwerp'in Tarlabasi'na, Sishane'ye, Osmanbey'e veya Siracevizler'e benzer sokaklarinda gezip insanlara baktikca duydugum icimi acitnan huzunle karisik aaa tipkisi lan hissine de anlam veremedim. Evet aynen benim bir zamanlar yasadigim, bir zamanlar parcasi oldugum sehri hatirladigim haline benziyor oralar. Ne var ki ne Istanbul oyle artik (belki de hic oyle olmadi, beni yaniltiyor hatirladigim sekli)



Belki de en iyisi benim icin oralarda yasamak guzel olurdu diye hayal edip hic bir yere kipirdamamak. Belki de koksuzluk benim icimdedir, gittigim yere tasiyorumdur.

Hani olur da yeni ve kalabalik bir ortamda kisa surede taninmak istiyorsaniz tam size gore bir tavsiyem var. ben yaptim, ise yaradi, carsamba aksamindan cuma sabahina binada calisan neredeyse herkesin bir sekilde tanidigi biri olabildim.

Dolabin altinda kaldim.

Dosya dolabi, hani cekmeceleri olan, cekmecelerini cekince yatay bir sekilde ince ince dosyalarin oldugu bir ofis araci vardir ya, dolu olunca 200 kilo falan eder, iste o uzerime dustu.

Megerse ayni anda ust iki cekmece acik olunca dengesi bozulurmus arkadaslarin, devriliverirlermis.

Dolap ustume dustugunde bir iki debelendim, altindan cikamayacagimi anlayinca bagirmaya basladim help help diye (insanin aklina ilk imdat demek geliyor ama o zaman birinin beni bulmasi iyice vakit alirdi sanirim) sefim hemen geldi, cigliklar atarak dolabin altina girip beni kurtardi. Bi yerimin kirilmadigini anlayinca gulmekten krizler gecirdim ama o cok ciddiydi, sirketi dava edecegimi dusunerek cidden korktular.

Sonra sesi ve cigliklari duyan geldi, gelen gulmeye basladi. Ortaliga sacilan son derece gizli kalmasi gereken evraklara bakmaya calisanlari cikardiktan sonra aci gerceklerle yuz yuze geldim. Bu gunden itibaren bizim sirketin dolabin altinda kalan salak asistaniyim ben, bin yil gecse de bu reputasyon duzelmez. Olur da alti ayin sonunda beni tutarlarsa eger -ki benim salak oldugumu dusunup kontratimi uzatacaklarina inanmiyorum- bir omur ben dolabin altinda ezilmis salagim. Iyi ki hollandacada ezik diye bir laf yok, yoksa lakabim kesin ezik olurdu.

Ortaliga sacilan daginikligi toplamak rahat bir iki gunume mal olacak korkarim. Yeni dolabi yarin getirirler sanirim. Kolumdaki ve bacaklarimdaki morluklar birkac haftaya gecer ama ya ruhumdaki yaralar? Insanlar oglen yemegine indigimde bana bakmaktan vazgececek mi? Bunlar dosyalanacak ama lutfen dikkatli ol demeyi birakacak mi sefim bir gun? Bilemiyorum, gorecegiz.

Uc haftadir ruyada gibiyim. Essekler gibi calisiyorum -bu sabah anneme galiba bu onumuzdeki haftam cok yogun gececek derken kehanette bulundu, bundan sonra boyle gider, her haftan bir sonrakinden daha yogun gececek diye- sabah hava karanlikken kalkip evden cikiyor, hava karanlikken ofisteki yerime oturuyorum, butun gun hic gunes gormuyorum, eve geri geldigimde elbette gunes batmis oluyor. Oglenleri is arkadaslarimla ayni yemekhanede sandviclerimi kemirip tekrar yukari cikiyorum, bir ton ismini hatirlamam gereken ama hatirlayamadigim insanla tanisiyorum, Hollandaca sorulara ingilizce, ingilizce sorulara hollandaca cevap veriyorum, herkesin kafasini iyice karistiriyorum, her gun etek gomlek topuklu ayakkabi, sac bas makyaj halimle evden cikmadan evvel kendime bakip cok komik gorundugumu dusunuyorum. Koray bana kirilacakmisim gibi iyi davraniyor, aksamlari yemekten bir saat sonra uyukluyor olmama enuz bisi demiyor, is ile ilgili anlattigim herseyi sabirla dinliyor. Hala is disinda baska hicbisi dusunecek halde degilim, o kadar cok yeni seyi ayni anda ogreniyorum ki ruyalarimda bile bisiler goruyorum.

Ne yazik ki uygar insalanlarin yaptigi sosyal bolusumleri henuz beceremiyorum, gazete okuyabilme, blog okuyabilmek, arkadaslarimi arayip sorabilmek gibi. O da olacak insallah.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .