eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Buldum. Hic beklemedigim sekilde, butun sehri gezip her dukkana baktiktan sonra, hemen hemen her gun gittigim bir dukkanda, oyle mal gibi (zaten mal demeyin) duruyordu askida. (Annecim korkma, HEMA'dan almadim tabii ki) Renkleri hosuma gitti, acaba uzerimde nasil durur dedim, fena olmadi sanki.

Gogus kismindan biraz almak gerekecek (olabilen bir mudehaleymis) o kadar. Ayakkabi, canta ve aksesuarlari da tamamladik mi bitti bu is.

Tatil tatil diye oluyoruz ya, hava inadina sogudukca soguyor. Istanbul'da bu serinligi cook ararim diye hic laf etmiyorum. Keyfim yerinde allaha sukur.

Korktugum ve sonuna kadar inkar ettigim o gunler geldi: Kardesim evleniyor ve dugununde giyecek birseye ihtiyacim var.

Hiii, dusunmesi bile korkunc degil mi? Guzel allahim, bana yardim et.

'O' elbiseyi BANA BULDUR. O elbise...

O elbise...

Ordaaaa bir butik olsun uzakta, o butikte 'o' elbise olsun. O elbise benim kendimi icinde 'kendim' gibi hissettigim ama uzerime guzel oturan bir elbise olsun. Kimsede olmasin, sadece benim olsun. Guzel bir kumastan olsun, etiketi batmasin, hasa siyah olmasin, kizi verdik, yastayiz der gibi. Bembeyaz tenimde igrenc duracak bir renk hic olmasin. Sin sin sin sin....

Cumadan beri kisa, uzun, yakasi v seklinde, u seklinde, et rengi, boncuklu, caaartt kirmizisi, guzel mavisi, orasi fiyonklu, burasi yirtmacli, saten, gumus, lila, lime, lame, bronz, fileli, pileli, evaze etekli, tecavuze ugradim da geldim cinsinden yirtik yirtik etekli, hamile giysisi gibi, sirti acik, sirti kapali, tesettur defilesinden firlamis gibi, memelerimi butun aile efradindan esirgememek icin dizayn edilmis gibi, ic gosteren (avrupali kadinlarin sefaf giysi takintisi bir gun gecer mi? bir gun donumu gostermeyen yazlik elbise alabilecek miyim?), sisman gosteren (hayir hayir hayir, degilim sisman) inanilmaz fiyatli, makul fiyatli, indirimde, indirim harici, 34-36-38 ve 40 beden, soyunma kabininde durup nasil giyecegimi bir sure dusundugum, askilari gidiklayan, gidiklamayan, sacaklari sarkan, etiketleri kasindiran, mezuniyet giysisi kilikli, yasli gosteren, oniki yasinda gosteren onlarca elbise denedim.

Sonucta anladim ki elbiseler sahane, yanlis olan benim bedenim. Amorfum ben. Govdem kisa, bacaklarim uzun, kollarim kisa. Omuzumla gogsum arasindaki mesafe ya cok kisa, ya sirtim dar ya da Avrupali kadinlarla kiyaslaninca hic memem yok ki, uzerime giydigim hemen her elbisenin gogus kismi potluk yapiyor. Uzerime tam olmus olan tek elbise ise saten. Evet, hani olmayan kilolari da gosteren, kisiyi sucuga benzetmesiyle meshur olan kumasimiz saten. Onumuzdeki gunlerde 'dogru' giysiyi bulamayip idare edenlerin arasindan secim yapacak isem seceneklerim sunlar:

a) Gelecek hafta icinde bes ila yedi kilo verip yok olma veya anorexia tehlikesiyle karsi karsiya olmak, ama o elbisenin icinde sisman gorunmemek.

b) Hizla silikon taktirmak.

c) Omuz ile gogus arasini uzatacak boylece elbiselerin askilarinin uzerimde normal durmasini saglayacak baska bir ameliyat olmak.

Kendi dugunumu ozlemle aniyorum. Ohh, ne rahatmis be, sen giy gelinligi, baskalari dert etsin. Kayinvalide olmaya bile raziyim, giyerim boncuklu siyah ustumu, altina siyah efendi etegimi veya pantalonumu, veya uzeri dantel ceketli, alti ayni renkten uzun lila/ somon/saks/bordo etekli kayinvalide uniformami, yirttim. Bu gelinin kardesi olma durumu cok sakat.

Yoooo! Fiilen olmasa da resmen yaz gelmis. Haftasonu da. Gun bitmek tukenmek bilmiyormus, hava bir turlu kararmiyormus. Keyfimiz yerindeymis. Tatile sunun surasinda bir hafta kalmismis. Oyle ozlenmis ki herkesler, sokakta gorulen herkes birilerine benzetiliyormus.

Not: Donna'm ozledik artik gelin. Ya da durun, biz geliyoz.

Okumayi ogrendigim ani cok iyi hatirliyorum. Komsumuz Melahat teyze'nin makreme saksi asacakli, sigara dumanli (Melahat Teyze'nin sigaradan kalinlasmis sahane bir konkenci ses tonu vardi) sari kahverengimsi sari seffaf duralex tabak canakli, oymali mobilyali salonundaydik. Melahat Teyze'nin torunu Serkan bana kendi kitaplarindan birinden bir parca ezberletmeye calisiyordu, hayat bilgisi kitabindan Ataturk'un hayati gibi bisi. O vakte kadar kendi masal kitaplarimi da etraftakileri delirtip binlerce kere okutarak ezberlemis, kendim okuyormus gibi yaparak oyalaniyordum ki, bir anda, tam da o anda bisi oldu. Harfler kafamda birlesi birlesiverdiler, ben okumaya basladim. Ilkokul ogretmenim sonra beni test etti. Sinifin enn heyecan verici yeri olan 'ogretmen dolabi'ndan bir takim kitaplar cikartti, bana okuttu. Aaa afferim, soktun okumayi deyip konuya son noktayi koydu.

Ikinci 'okuyorum' ani daha Turk filmi tadindaydi, gozlerimi yaptirip da ertesi sabah el yordamiyla gozlugu aramak zorunda olmadan kitaplarin adini gordugum an. Ama bunu daha evvel anlatmistim zaten.

Ucuncusunu de iste, dun yasadim. Kutuphaneye gittim, her zamanki Ingilizce kitaplar kisima sapacagima bildiginiz kitaplar kisimina saptim. Raflarin arasinda gezindim,merak ettigim kitaplari karistirdim, kendime biraz bisiler sectim. Evet edebiyat sahaseri falan degiller ama bunlar NT2 sinavi icin okuma materyalleri, gazeteler ve dergiler, ders kitaplari disinda okuyacagim ilk gercek kitaplar.

Artik istersem butun kutuphaneyi okuyabilecegimi dusunup mutlu oluyorum. Hehe.

Az bisi kaldi, gerceklesiyor galiba, temmuz 2008'den itibaren kafe restoran ve kantinlerde (hangi kantinden bahsediliyor cok anlamadim, ben zaten geldigimden beri sigara icilebilen universite kantini gormedim burda ama) kesin sigara yasagi uygulamasi baslayacak.

Yasasin, disari cikiyorum o halde en eski paltomu, kirlice kotumu giymeliyim, hatta bu aksam disari cikacagima gore sacimi yikamasam daha iyi olur hali nihayete erecek. Normal insanlar gibi gece disari cikarken giyinebilecegiz. Insallah yani.

***

Grote Donorshow yalan cikti bu arada ya, oyle rahatladim ki anlatamam. Daha harika olani ise butun programin ne kadar dozunda olduguydu. Olayin kendisi zaten yeterince carpici, bir de altina soyle kemanli memanli, uzuntulu muzik doseyelim, yok uzattikca uzatalim, yok reklam alalim, yok tekrar tekrar yapalim gibi pespayeliklere hic girmemisler (evet Turk televizyonlarindan farkli olarak burda seyircinin biraz da olsa bir zekasi oldugunu dusunuyorlar, hic televizyondaki kisinin soylediklerinin altyazi olarak gectigini goremdim henuz) ve konunun tartismali olmasina ragmen epey kararinda bir program yapmislar.

Ve hayir, sms gondermedim bobrek kime gitsin diye, dayanamadi yuregim.

***
Bi boka yaramayacagini bilsem de, secim sistemine zerre kadar guvenim olmasa da galiba oy kullanacagim. Belki yani. Tabii eger kullanabiliyorsam. Teoride sinir kapisinda oy kullanmam gerekirken konsoloslugun beni kaydetmeye luzum gormemesi nedeniyle hala Istanbul- 2. bolgeden oy verebiliyor gorunuyorum. Bu ne demek? Baskin Oran'a oy verebilirim demek. (Yani saniyorum) Bir de tabii sadece o siraya girmek degil onemli olan, oy kullanabilmeyi becermek de var, Engin Ardic'in bugun dedigi gibi.

Yani bakalim, sinirlenmezsem, usenmezsem, ikibucuk metrelik pusulada Baskin hocanin yerini bulmeyi becerirsem, oyumu gecersiz halde getirmeden zarfa tikmayi basarirsam, belki oy kullanmis olacagim. Bu da sanirim (insallah) Turkiye'de kullandigim son oyum olur. Boyali essek gibi donerim buraya artik, memleketimizin oy verme sisteminin nisanesini aylarca tasirim uzerimde.

Hani olur da adaya destek vermek isterseniz, soyle buyrun: http://baskinoran.blogcu.com/


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .