eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Carsamba gununden beri kocam amele, beton amele, biz de cirak ameleyiz. Ellerim, bacaklarim, kollarim yara bere ve morluk icinde, iki gun evvel yorgunluktan agladim, bir suru sey aksi gidiyor ama sanirim yarin -insallah- buyuk gun: tasiniyoruz.

Megerse amelelik insanin icindeki ibrahim tatlises'i ortaya cikariyormus. Kalorifer peteklerinin arkasini boyarken kendimi 'kiz demedim, dul demedim' diye cigirirken, mutfak dolaplarinin ustunu boyarken ise 'elini tutabilseydimm, ah keskem ahh keskem' diye soylerken buldum.

Ve bir de hani biz kadiniz diye erkeklerden biraz daha zarif biraz daha incelikli oldugumuzu dusunuruz ya, o bir yalanmis. Beton ve Koray'la amele olarak gecirdigim ucuncu gunun sonunda pecete ve catal bicak kullanmanin, banyo yapmanin gerekliligi uzerinde dusunmeye baslamis, durmadan kufreder olmustum.

Ne yazik ki butun bu maceradan tek bir kare bile fotograf yok, cunku cekmeyi unuttum. Artik bir dahaki sefere. (Allahim bu 'bi sonraki sefer' lutfen cok yakin bir zamanda olmasin, bittik biz)

Fatma beni sobelemis: Ev bugunlerde tasinma halinde oldugu icin kitaplarin buyuk kismi kolide. Basucumdaki kitabi da dun aksam bitirdim zaten. Hemen obur basucunda Koray'in okudugu kitabi 187leyelim o halde:

"Eski saraydan basliyarak (baslayarak olmasi gerekmez miydi? Dergah Yayinlarinin kotu dizgisine mi kusur bulalim?) camileri, medreseleri, semt semt gezdiler. Aksamustu Beyoglu'nda bir kahvede dinleniyorlar, yahut herkes isini gormek icin ayriliyor, sonra vapurda bulusuyorlardi"

Huzur, Ahmet Hamdi Tanpinar.



Sabah sabah, mutluluktan agladim. Allaha sukurler olsun, Dory, bir daha hic uzulmesin.

Oray Egin dogru ama eksik anlatmis. Soli'den kalmak, hele butunlemede kalmak pek de kolay birsey degildir aslinda, hakikaten umutsuz olmak gerekir ama neyse. Ama Serap Yazici feci bir ogretmendir. Insanin icinden yasama sevincini alir goturur, ayrica dersinde onemli hicbisi anlatmaz. Bu durumu onceden cakan akilli ogrenciler onun ders saatiyle cakisan baska bir ilginc ders alabilirler, (ben Fatih Ozguven'in Turk sinemasi dersine girerdim kacak olarak) kantinde vakit oldurebilirler, profilo'ya sinemaya gidebilirler veya kutuphanede Ses ciltlerine, Ev-Is ciltlerine bakarak hosca vakit gecirebilirler. Gidip okulun kuaforunde fon cektirmek bile evladir. Sinav zamani gider karsidan notlari alirsin, zaten akli selim bir ikinci sinif ogrencisinin osursa gecebilecegi duzeyde sorular sordugu icin sallaya sallaya sinavi yapar, kurtulursun. Oyle hayatinda bir iz birakmaz, bir aciya sebep olmaz yani bu ders.

Bilgi'de Serap Yazici vatandaslik dersinin karsiligidir. Herkesin basina gelir, gecer.

Bu kadar vasat ve kotu bir hocanin her yil ondan sikayet eden bir ton ogrenci olmasina ragmen her yil kontratinin yenileniyor olmasi ilginc bir konudur ama. (Bizim okul musteri memnuniyetine onem verir, henuz Serap Yazici disinda herkesin sikayet ettigi ve bir seneden uzun hocalik yapabilmis kimseyi tanimiyorum, hemen tasfive ediverirler ogrencinin 'tutmadigi' hocalari)

Yine de Oray Egin'in de butun bir donem o anfide oturdugunu hic sanmiyorum, o da olsa olsa bizim gibi bir ilk derse girmis, bir de sinavdan evvelki derslere girmistir.

1. Bir zamanlar anneni mi daha cok seviyorsun, babani mi diye bir soru vardi, ne oldu ona? Insallah unutulmustur. Insallah yeni kusaklar boyle zehirlenmiyordur.


2. Gecen haftadan beri evdeki luzumsuz esyalari atmaya- vermeye, dunden beri de toplanmaya basladim, hala evde gozle gorulur bir 'tasinma hali' yok. Bu korkunc bisi bence. Bu benim evimde normal zamanlarda alti koli miktarinda ivir zivir tuttugumu gosteriyor. Tozu alinmasi, bakilmasi gereken alti koli dolusu 'sey'. Evimi, icimi daraltan alti koli (zaten eli metrkareden bahsediyoruz hepi topu) dolusu 'sey'. Obur evde hic acmasam mi acaba bu kolileri?


3. Gecen sefer tasinirken de soylemistim, yine tekrar ediyorum, bu evde luzumundan fazla bardak ve kadeh var. Bu kadar kucuk evlerde herseyden maksimum dort tane kurali olsa, bir seyi atmadan yenisini alamasak ne rahat olurdu. Gunluk hayat icin bu kadar fazla esyaya sahip olma gerekliligi geriyor beni, bosluga ihtiyacim var.

Kadinlarla ilgili bir 'derdim' var. Kadinlarin is gucunde, politikada, gelir dagilimindaki
pozisyonlariyla, her yerde hem guzel, hem akilli (korkutmayacak, erkeklere tehlike olusturmayacak, hasa evde kalmayacak kadar akilli elbette), hem zayif, hem anac, hem seksi, hem asci olma zorunluluklariyla ilgili dertlerim var. Kadinlarin bir tabagin icinde sunulmasiyla, vucutlari uzerinden yapilan ticaretle ve milliyetcilikle, butun o igrenc 'kutsal analik' soylemiyle br derdim var. Dogurdukca kadin oldugumuzu idda edenlerle derdim var, memem buyuk olunca, sacim uzun olunca 'daha' kadin oldugumu idda eden reklamlarla derdim var.

Bunu belirtmekten, hayata bakisimi bu sekilde sekillendirmekten korkmuyorum, cekinmiyorum. Evet canim, illa bir -ist olacaksam ben de bir feministim.
Vucudum benim vucudum demekten, 'kendi' soyadim 'kendi' kutugum diye birseyin olmamasindan rahatsizlik duymaktan, anneligi sorgulamaktan, hastabakici/ cocuk bakicisi rolunun bana bicilmesini sorgulamaktan, sosyal haklariminin ya kocamin ya babamin uzerinden verilmesini sorgulmaktan korkmuyorum. Utanmiyorum.
Kadinlarin kendine kadin bile diyemedigi bir ulkede. Evet. Bayanlamiyorum.
Onun icin Cigdem Anad'dan da Mujde Ar'dan da tiksindim bugun. 'Bizimkisi feminist dayanismasi degil, biz erkekleri de seviyoruz' mus. Bir tanesini sahsen, bir digerini okulumda hoca olarak tanidigim bu uc kadinin feminizmi nasil algiliyor da iki gazetede de yemin billah vallahi iki gozumuz onumuze aksin ki feminist degiliz diye demecler veriyorlar, vallahi tiksindim. Kafalarinda hala siyah giyen, cirkin, biyikli, sinirli bir kadin portresi var, oraya cekilmekten odleri patliyor herhalde.
Az biraz daha okuyunca roportaji zaten anladim ki Turk televizyonculugunda bir seviye sahikasi olacak bu yeni program. Yanlarinda olmayan is arkadaslarina 'aksesuar' muamelesi yapip (evet, kadinlar guzel oldugu zaman aptal da olacagina inanan, genc kadinlari ezen ve asagilayan yasli kadinlarla da sorunlarim var) daha gorusup konusmadan Aysun Kayaci'yi bir suzme salak gibi gostermelerinden, Sarkosy'e soracaklari sorularin muhtesem derinligine kadar, yeni bir entellektuel sahika.
Hanimlar, diyecegim o ki, acilip sacilmakla, kadinlarin ezilmisligini anliyoruz, biz biraz konusalim deyip bir erkek turkusu tutturmakla, ayni cinsten bir kizkardesinizi sadece guzel ve genc oldugu icin asagilamakla, bir de allah cezamizi versin ki feminist degiliz demekle olmuyor bu isler.
Feminizm tipki sosyalizm gibi cok degisti sizin kafanizdaki o karikaturden beri. Azicik okusaniz keske. Korkulacak birsey yok. Birine feminist deyince kufur etmis olmuyorsunuz.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .