eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Gecen sene bu zamanlar yirtin yirtin devletin Hollandaca kurslarina kabul edilmeye ugrasiyordum. Normalde benim gibi, evlilik yolu ile Hollanda'ya gelmis bir karakafanin bir yil boyunca Hollanda dili ve postanede, hastanede, poliste vesairede nasil davranacagini ogrenmek icin ucretsiz bir kurs izlemesi sart. Sakin kucumsedigim sanilmasin, ROC cok sinirli kaynaklarla, cok ozverili ogretmenlerin sahsi cabalariyla, gercekten ogrenmek isteyenler icin cok faydali bir kurulus. ROC'den son derece iyi bir Hollandacayla ayrilmis tanidiklarim var ayrica.

Gelin gorun ki ROC'dekiler beni bir sekilde 'unuttular'. Buraya ilk geldigimde hemen universiteye basladigim icin belediye benim aile birlesimiyle geldigimi gozden kacirdi galiba, aslinda hemen ROC'ye gitmem gerekirken beni aramak akillarina taa gecen sene, mezun olduktan sonra, ben hatirlatinca gelmis. Bu kulturel uyum ve dil kurslarina gitmemenin cezasi da var ustelik. Hemen olay cikardim tabii, hangi vaktimde gidecektim sizin kursunuza, simdi bosum, gonderin de gideyim diye. O vakit de ortaya soyle bir problem cikti: ROC'nin kurallari buyuruyor ki, evlilik yolu ile Hollanda'ya gelmis olsam da bir yil bir Hollanda universitesinde okuduguma gore benim entegrasyon problemim olamazmis. Yani ben artik bir yillik kurslara gidemezmisim, entegrasyonda oncelikli sifatimi kaybetmisim. Karsimdaki kisiye entegre olmus olsam bu konusmayi Ingilizce degil Hollandaca yapacagimizi hatirlattim, ise ihtiyacim oldugunu, is icin Hollandaca ogrenmem gerektigini, benim sanilanin aksine entegrasyonda enn oncelikli kisilerden sayilmam gerektigini soyleyerek ikna etmeye calistim ama i-ihh, istemediler beni. Koyunden kopup da Hollanda'ya gelin gonderilmis, Turkceyi alti kelimeyle konusan, evde Seda Sayan izleyip got buyutecek karilar silah zoruyla gelsin kursa, Deniz hanim diplomalarina bakarak dolma sarip essek yukuyle para dokerek kurs arasin kendine, entegre ya.

Bugun, bir yil ve hatiri sayilir yuroluk kendi kendime Hollandaca ogrenme maceramdan sonra tam da yeni baslayacagim (ve icimi acitacak kadar para verecegim) yeni kursumun seviye sinavina calisirken postaci bir mektup getirdi Enschede'deki ROC'den. Nihayet beni uyum kursuna uygun bulmuslar, gorusmek icin 12 Subat saat 13.45'te bekliyorlarmis. Davete icabet etmezsem cezasi varmis.

(*+!2#%$$!!!*^) Buraya herkes mesrebince kufuru siralasin, ben secimi keyfinize birakayim. Benim bir yilimi ve luzumsuzca o kadar parayi harcarken neredeydiniz a pezevenkler?

Cehennem sahsa ozel bisi ise eger, benim cehennemimde insanlar angel kokuyor, arkada da devamli kemence caliyor. Brrr...

Alllah beterinden saklasin, allahin gucune gitmesin ama bazen Koray'la ikimizin etrafinda bir sorun cemberi olduguna inaniyorum. Bir isimiz, bekledigimiz bir sey de en azindan uc kere sekteye ugramadan, yanlis anlasilma, postada gecikme, yanlis evrak, randevu karisikligi falan yasanmadan tamamlansin, mumkun degil olmuyor.

Yeni evimiz beni yavas yavas olduruyor. Hani ev ararken cok daha beter evleri gormemis olsaydim rahatlikla Eindhoven'in en kotu evinde yasadigima inanabilirdim su anda. Tamam pek guzel yuksek tavanlari var, harika (!) minicik bir bahcesi var, pek guzel bir semtte, sokagimiza bayiliyorum, otoparka para vermiyoruz, bisikletleri koyacak yerimiz var, ivirimizi zivirimizi kaldiracagimiz ekstra bir yuklugumuz var, yatak odamiz genis, elimizden geldigince guzel de yaptik evi amaaaaa...

Amasi su: Mesela ben hayatimda ilk defa bu kadar eski bir evde oturuyorum. Eski bir evde her yerden, ama herrr yerden toz ciktigini bilmiyordum ben. Yumak yumak. Top top. Tam da alerjilerimizin en sevdigi cinsten. Yumak yumak. Annemin iddasina gore tavandan dokuluyormus. Yapilabilecek bisi yokmus, takmamak gerekirmis. Takmiyorum, mumkun oldugu kadar ama koyu renk mobilyalarin, siyaha yakin renkteki parkelerin uzerinde obek obek tozlar ucusuyor evimde. Ben eskiden titiz bir insandim, bu evi mumkun degil temiz tutamiyorum.

Amasi su: Komuslarimizla yari akrabalik yari oda arkadasligi kivaminda bir iliskimiz var. Apartman eskiden alti dukkan ustu konut olan tek bir aileye ait evken sonradan apartman yapildigi icin dip dibeyiz. Ust kat komsumun kapisi camdan mesela, evimizin kapisinin kulbu oda kapisi gibi, disaridan da acilabiliyor. Belediye kayitlarina gore Koray ben ve Mark (ustteki komsu) ayni evde, birlikte yasiyoruz. Apartmanin elektrik ve isi isleri de bizim evden cozuluyor. Sigortalar yatak odamizdaki dolabin icinde (yani sigorta attiginda birinin bizim yatak odamiza girip duzeltmesi lazim) apartmani isitan kombinin kumandasi bizde, (yani komuslari pisirebilir veya dondurabiliriz) Yatak odamizda bir 'Anne Frank' kapisi var. Yani dolap ile gizlenmis, evin ust katlarina cikmak icin yapilmis gizli bir kapi, olur da savas cikarsa evde birkac yahudi saklayabiliriz sanirim. Bahce bitisigi komsumuzla aramizda iki (evet 2) adim var. Adam sigara icmek icin mutfak kapisindan disari ciktiginda benim kanepemin yaninda sigara iciyor yani, aramizda bir cam var sadece, cok sevgi dolu, pek samimi degil mi?

Amasi su: Mesela bir aydir aspiratorsuz yasiyoruz. Pazartesi aksami saat yedi bucukta nihayet ev sahibimiz aspiratoru takmak icin tesrif etti, evi les gibi ayaklariyla kat etti, birkac fayansi kirip etrafi toz icinde biraktiktan sonra bizim de haftalar evvel tesbit ettigimiz gercegi bize soyledi: Bu aspirator deligi standart bir aspirator icin cok kucuk. Cunku eski aspiratoru once duvara takmislar, onun etrafina mutfagi yapmislar. Cozum? 'Well, we have to demolish your kitchen' Adamin yuzune oyle bir dehsetle baktim kii, hemen durumu duzeltti, yani, dedi, birkac tane daha fayansi kirip oyle bakmak lazim, belki de gerekmez oyle bisi. Belki de gerekir, bakacagiz tabii dedi. Simdi ben bu sansimla, hangi ihtimale inanayim?

Hemen sordum, bu oyle bakma islemi ne zaman olur sizce diye, hani ev sahibinin gelmesini bir ayda sagladiysak bir ustanin gelmesi bahara mi kalacak yoksa diye dusunmeye baslamistim bu arada. Carsamba dedi adam, carsamba gunu gelecek ve bakacaklar. Nah geldiler tabii, usta olmak icin dunyanin her yerinde el becerisinden daha once yalanci bir orospu cocugu olmak sart kesinlikle.

Evsahibimiz sonra akan, su sicratan musluklarimizi tamir etti, adama curuyen bahce kapisini gosterdik, curuyen bahce kapisinin altindaki dev deligin (kedi kapisi) nasil ruzgar gecirdigini gordu, bakin simdi aklima geldi curuyen yatak odasi dogramalarini gostermeyi unuttuk. Tuvaleti tamir etmeye niyetinin olmadigini bir daha soyledi, kaderimize razi olmakla tuvaleti 'kaza eseri' kirmak arasinda bocalayip duruyoruz.

Kotu komsu mu ev sahibi ederdi insani, kotu ev sahibi mi yoksa kotu ev mi hatirlamiyorum su anda ama emlakcilara bakma, ev fiyati inceleme sokaklarda gordugum butun bos evlerin camina yapisip iceri bakma halim tavan yapmis vaziyette. Ha hangi parayla alacaksin evi a essek diyorsaniz haklisiniz, iyisi mi haftasonu bir de lotto oynayayim. Ne yapalim, umut fakirin ekmegi.
Nihayetinde alacagimiz ev de bundan farkli olur mu, onu da sanmiyorum, sanirim yapmam gereken alismak. Hollandalilarin buyuk kismi boyle evlerde oturuyor ne de olsa, mucize beklememek lazim.

Ismail bey az evvel olmus. Ne kibar, ne hos, ne zarif bir adamdi. Cuma aksamustu derslerinde ara verdigimizde torunu yasindaki ogrencilerinin sigarasini yakar, iki hos laf ederdi.

Donem arasinda evlendigimi farketmis, bir de tebrik etmisti, cok gencsiniz kizim, insallah cok mutlu olursunuz diye.

Sahane bir hoca miydi? Hayir, ama o olmasaydi aldigim egitim tam olmazdi diye dusunuyorum. Siyasetin teoride nasil, pratikte nasil bisi oldugunu, Turk diplomat olmanin nasil bir agirlik getirdigini onun Kardak Krizi, AB hikayelerini dinleyerek anladik biraz da.

Olu arkasindan bisi yazmaktan nefret ederdim, ama bu farkli. Cok uzuldum, bir daha karsilasacagimizi umut ediyordum, olmadi.

Seksenlerin ortalarindan doksanlarin ortalarina kadar cekim yapacak daha uygun bir yer ya yoktu ya da Koc ailesine o para guzel geliyordu, donemin Turk filmlerinin ofis sahnelerinin hatiri sayilir bir kismini babamin ofisinde cekilmis.

Cok kahverengili bir resepsiyondan gecilir, asansorle en ust kata cikilirdi. Kocaman cam bir kapinin kilidi acilir (babam eskiden bazi cumartesi aksamustleri ise giderdi, beni de yaninda gotururdu) bombos etrafta bir tur atilir sonra babamin odasina girilirdi.


Istanbul butun cocuklugumda gipgri cirkin ve kirli bir yerdi de sonradan guzellesti sanki, o zamanlarin her hatirladigimda aklima renklerden gri, kokulardan komur kokusu ve sigara dumani geliyor, soyle geniz yakan cinsinden. His olarak da mide bulantisi, sigara dumaninin iyice kudurttugu araba tutmasindan olusan.



Babamin odasindan da istisnasiz olarak gri, cirkin bir Istanbul gorunur, lambrili, koyu renk mobilyali odayi o buyuk pencerelere ragmen karanlik yapardi bir sekilde. Babamin onlarca obek kagidi yere serip aralarindan ihtiyaci olanlari cekip okudugu kaotik bir calisma sekli vardi, bilgisayar oncesi zamanlar tabii. Ben kagitlarin ve diger calisma seylerinin oldugu kisimla degil 'misafir agirlanan' kismiyla ilgilenirdim odanin.

Bir duvar boyunca uzanan kocaman bir vitrinin icinde kupalar (sirketlerarasi masa tenisi yarismasi kupalarindan kim bilir nelere kadar) plaketler, cercevelenmis fotograflar, hani minik hali tezgahi ile birlikte sergilenen ad soyad falan yazili halilar (Allahim nasil bir zeka, nasil bir hastalili ruh urunudur bunlar) o zamanlar babam habire Rusya'ya gittigi icin cesitli cap ve ebatta matruskalar (hepsi findik kokardi) ve muhtemelen babamin denizcilige merakini bilen karadenizli bir bayiden hediye gelen, bordo mavi bayraklarla suslenmis, uzerinde 'babamin ismi kaptan' yazan bir tekne maketi. Hepsine tek tek bakardim, bu kadar tuhaf hediyeleri kabul eden, bu kadar tuhaf insanlari taniyan, bu kadar garip plaketleri olan babamin ne kadar eglenceli bir isi oldugunu dusunurdum. Butun gun telefonda konusan anneme gore cok daha cekici gorunuyordu yaptiklari kanimca.

Vitrinin onunde birkac tane koltuk, aralarinda da bir sehpa vardi. Sehpanin uzerinde de o zaman icin benim aklimin hayalimin almadigi bir sekilde calisan 'sigara makinasi'. Sigara makinasi silindir seklinde metal bir kutuydu, dugmesine basinca yayli bir mekanizma doyynk diye bir sigara uzatirdi size. Bu makinanin kardesi bir de son teknoloji kul tablasi vardi, kulleri icin ustte bir bolum, izmaritler icin altta bir bolum olan. Bu iki makina da evleni misafir olalarinda asla kullanilmayan kristal kullukler gibi (bilmiyorum, kalmis midir hala) asla kullanilmazdi, haliyle ben oradayken yaraticiligima gore barbie asansoru, barbie uzay araci gibi islevler ustlenirdi.

Canim iyice sikilirsa babam hadi git, iceride biraz uyu derdi, icerde insanlar oglenleyin azicik sekerleme yapsin, daha verimli calisirlar mantigi ile hazir bulunan yataga yatar, sirketin dergisini okurdum, babamin isi bitsin de gidelim diye beklerdim.

Bugun yine bir filmde gorunce odayi dusunmeden duramadim, benim bu isleri yaptigim zamanda alelade, bodrum katinda formika masali, metalden tabaklari olan Namli artik guzel gorunumlu bir yer olduysa, kopek gezdirip kudurmaya ciktigimiz yerlerde simdi Maydrom yukseliyorsa, eskiden rc kola icip sirk izledigim yerde essek kadar Akmerkez varsa o oda ne olmustur diye. Sirkete mail atip sorsam mi bilemedim, internetten de yeterince bilgi bulunmuyor tabii.


[Foto update: az evvel disari ciktim soyle bir yurumek icin, arka sokakta agaclar sokulmus megerse yerinden, Allahtan kimseye bisi olmamis]


Dis agrisi asla normal bir anda gelmez. Cumartesiyi pazara baglayan gece dis agrimdan inleyerek uyandim. Biraz bekledim, bir daha uyudum. Sabahleyin kendime geldigimde sag alttaki 20 yas disimin cikmaya calistigini ve enfekte oldugunu gordum. Tedbirli olmak her zaman guzel bisi, bunda iki sene evel benim 20'liklerim cikar yakinda ne olur ne olmaz, Hollanda'da surunmeyeyim diye Turkiye'deki doktorumdan boyle bir durumda kullanmak icin antibiyotikler almistim, hemen ictim, Koray'in agustostaki dis cekiminden kalan essegi bile uyusturur agri kesicilerinden ictim, gezmeye gittik.

Pazartesi sakin gecti ama sali gunu disim o kadar agrikesiciye ragmen sizlamaya devam etti. Kacinilmaz sonu bile bile ertelemek niyedir? Niye insanlar agrinin basladigi ilk gun gitmezler de acidan tepinene kadar beklerler? Bu sefer yok orasi enfekte, duzelsin oyle gideyim diye diye kendimi oyaladim ama dun sabah artik dayanamayacagimi farkettim. Essekkafa disci hemmen randevu verdi, gittim.

Bilmiyorum Turkiye'de haberlere cikti mi ama dun burada inanilmaz bir firtina vardi. Binalarin catilari coktu, yedi kisi oldu, Utrecht'te universite binasina vinc girdi, trenler, otobusler iptal oldu, insanlara zorunlu olmadikca sokaga cikmayin dendi falan. Yani den-mis. Ben sabahtan beri radyo dinlemedigim icin, televizyonumuz da tamirde oldugu icin herseyden habersizdim. Ben discinin oldugu sokaga sapacakken etrafta polisler gordum, kilisenin etrafini bantlamislar, insanlari ordan uzaklastiriyorlardi, aralarindan gorunmeden saptim sokaga, acelem vardi, hala bu civarlari iyi bilmiyorum, zaten islanip sicana donmusum, hic ara yol, alternatif yol arayacak halim yok. Allah allah dedim, heralde sokakta su borusu falan patladi, bu kadar suyun baska sebebi olamaz buralarda. (Bu kadar su dedigimde akliniza oyle Ayamama deresi falan gelmesin, Istanbul'da her yagmurda Kustepe'nin hali gibi, buyutecek bisi yok kanimca) yurudum gittim disciye.

Disci cirpi gibi kollu bir adamdi, bi bakti, tamam biz bu disi cekelim simdi dedi, ogrendim ki hafif enfekte olmus halde doktora gitmek daha iyiymis, dis daha kolay cikarmis, antibiyotik aldigin icin de iyilesirken daha az sorun olurmus. Iki saat uyusmami bekledikten sonra yaklasik uc saniyede cekti disimi, dunyanin en basit isini yapar gibi. Cirpi mirpi ama iyi cekti yani. Ust dislerimdeki gibi catir cutur ses de cikmadi, o kadar bosu bosuna gerilmisim yine. Sonra dikis atti agzima, recete verdi, gonderdi.

Gonderdi gondermesine ama ben disari bir ciktim, hava iyiden iyiye cildirmis. Evlerin duvarlarina sine sine yavastan yurumeye basladim, kapusonumu bagladim ama acildi, baktim olacak gibi degil, kendi haline biraktim. Koseyi tam dondum kiii, manyak gibi esmeye basladi. Hani ben ufak tefek, ince bir insan hiiic degilim ama resmen adim atamadim. Bir cam kumbarasinin oraya comeldim, ruzgarin azicik dinmesini bekledim, oyle ciktim yerimden. Sine sine, iki buklum eve geldim, taa Korayy isten eve gelince ogrendim etrafta olanlari da sukrettim.

Simdi disarisi piril piril gunesli, ruzgar da dindi. Benim yuzumun sol yarisi kare seklinde, sag yarisi da ay surat- cok uyumaktan umarim, yoksa o kadar sismanladigim gercegine hazir degilim henuz.

Okuldan, sokaktan, surdan burdan nerden gelirsem geleyim eve geldigim anda tek istedigim sey sanki sokaklarda veba mikrobu kol geziyor da evi temiz tutmaya calisiyormusum gibi, dus yapmak, varsa makyajimi cikarmak, ev giysilerimi, ev coraplarimi, terliklerimi giymek ve ev tokami takmak. (inek desenli, sekiz senedir bana misin demedi sevgili ev tokam) Bunlari yapamadigim zaman hic eve gelmisim gibi hissedemem kendimi.

Aslinda su andaki hayatimda ev giysisi ve sokak giysisi diye bir farkin olmasi acikli bisi bile sayilabilir. Gunun minimum 20 saatini evde geciren kisinin ev giysisi diye ayri birseyi mi olurmus? Benimkisi aliskanlik iste. Oyle evde kotla falan rahat edemem, kazaga hiic tahammul edemem. Ev giysisi dedigin penye olur, ince bir tisort uzeri uzun kollu baska bir tisortten olusur mesela. Altina da bir esofman giyersin, rahat rahat oturursun.

Bu rahat rahat oturursun diye gectigim sey aslinda oyle kolay tesis edilebilen birsey degil. Sevgililigin ilk zamanlari manitaya hos gorunmek, sekil yapmak icin kis sogugunda minicik etekleri, yok topuklulari yok askililari giydik, kirittik da kirittik. (Ben oralari pas gectim sahsen, tarzim degil) Sonra is birlikte yasama, evlilik falan zamanlarina geldi. Ilk baslarda 'adama ayip olmasin' diyerek, anne ve diger ceyiz duzucu efradin gazina gelerek (bu kismi da ben pas gectim, ceyizi yani) azicik duzgun bir sekilde oturduk aksamlari da evde. O kotun beli sikti, dekolte bluzla bir kaykilip oturamadik, yarasa kollu tunik desen, yemek yaparken 'sogan aromali yarasa kollu tunik' haline geldi, turlu yanik tehlikeleri atlattik. Makyaj uzerine makyajla otura otura cilt pizzaya dondu. Eeee sonra ne oldu? Ammaaan sicarim boyle ise deyip kotu regl oldugumuz bi gunun gecesinde pazen pijamayi, havlu corabi cektik, saclari bir guzel tepede tutturduk, makyaji sildik de rahat ettik.

Ne ettiysek kendimize ettik be kizlar, adam zaten dalgic kostumuyle evde dolassak bile farkinda degil cogu zaman. Bu sevgilinin yaninda osurabilme esigi kadar onemli bir esik iliskide bence. Boku cikmaya son derece musait bir sey. Bir gun ooh esofmanimi giydim, rahatim derken bir sure sonra adamin yaninda sadece diz yapmis esofman altiyla, camasir suyu lekeli tisortle, iyyhhh allah korusun ama cizgifilmli tisortle dolasan bir kadin haline gelmek an meselesi. Ha gelince ne oluyor, bazi adamlar bakip oh ne guzel rahat rahat oturuyoz iste diyor, bazilari da evlendik kendini saldi, bu ne hal be diye geciriyorlardir iclerinden, bilemem, gunahlari boyunlarina.

Benim durumumda cesitli ev giysileri aramak sart oluyor tabii, is yapmami engellemeyecek, esofman alti- tisortten daha yaratici, pratik bir takim seyler ariyorum. Yazin elbise oluyor ama kisin i-ih, o da rahat degil. Isim zor yani.

Ev elbisesi kismi zor da pijama- gecelik kismi kolay mi peki? Haaayyiiirr!! Aylardir her turlu dukkanda penye, pembe olmayan, gri olmayan, bebek mavisi olmayan, hayvan gibi kalin bir kumastan olmayan, uzerinde ayicik- cizgi film kahramani- cicek bocek olmayan adam akilli bir pijama ariyorum. Var mi? Yooook! Olan 'neredeyse' dogru durust pijamalar ya annane tandansli, ya kucuk bir daire fiyatina. Hollandali kadinlarin yarisi ayicikli guyucuklu zurriyet kurutucu seyler giyerken diger yarisi giymekten cok cikarmak icin olan tiril tiril gecelikler mi giyiyor yani? Hayir yahu, inanmami beklemeyin boyle bir sacmaliga. Pehlivan gibi kadinlar hepsi.

Ha bir de vazgecilmez ceyiz uyemiz saten pijamalar var. Saten pijama giyen var mi aranizda? Varsa bir zahmet soyleyiverin, saten pijamanizla birlikte size bir de 'saten pijama ile kaymadan yatakta uyuyabilme klavuzu' verdiler de ben mi kacirdim? Tek bir kere -kayinvalidemin hediyesi- saten pijamayi giydigim gece Koray da ben de sinir hastasi olduk. Ben yatak bir buz pisti de ben konrolsuzce kayiyormuscasina oradan oraya savrulmaktan, Koray da sarildikca benim oraya buraya kaymamdan. O macera orada bitti iste. Pijamayi vermis olabilirim, bir ihtiyac sahibine.

Izledigim dizilerde falan bakiyorum kahramanlarimiz neyle uyuyor diye. Ya insanin icine afakan bastirici kalinliktaki sweat shirtlerle falan uyuyorlar (Aha, benim de var mezun oldugum okuldan sweatshirtim ama ancak tipi firtinasinda falan giyilebilir bisi) ya da ciplaga yakin. Ben onlarin uyudugu sekilde camasirlarimla yataga girsem de uyuyamam. Her an deprem olabilir, sokaga firlamam gerekebilir cunku. (Hic luzum yok aciklamaniza, Hollanda'nin deprem kusaginda olmadigini ben de biliyorum ama sen gel de bunu fobime anlat) hem insanin boynu, sirti tutulur oyle atletle falan.

Oooof of isim zor benim. Acilen beklentilerime uygun bir uyku uniformasi bir de evde dolasma uniformasi cikarsalar da rahat etsem.

* Eindhoven'da insanlar sokakta durup, gulumseyip merhaba/ iyi gunler/ iyi aksamlar demiyorlar. Yani genelde. Benim zaten Istanbul'dan sonra boyle yakinliklara alismam cok vakit almisti, yanima yaklasanin cantami calacagini saniyordum ilk baslarda Enschede'de. Burada luzumsuz kibarliklara hic gerek yok, mutluyum. Arada bir sokakta goz goze geldigim insanlara selam verip 'koylu' lugumu gosteriyorum ama hizla eski buyuksehir formuma geri donerim.

* 22 Aralik gunu Enschede'deki evin anahtarini emlakciya teslim edip buraya gelirken tabii ki evde yiyecek bir lokma birsey yoktu, ertesi sabaha kahvalti edecek bisi de yoktu evde. Eindhoven'a saat alti bucukta vardigimizda hic umut etmeden bi market arayalim diye gezindik mahallemizde ki ne gorelim? Ahmet heijn 22'ye kadar acik burada! O aksam markette gozlerimiz mutluluktan yasararak alisveris yaparkene Enschede'de bir haftada gormedigim kadar insan gordum. Oh.

* Sadece market mi acik? Haayiir, gozunu seveyim Eindhoven'in, iki adet dukkanlarin gec vakite kadar acik oldugu aksami (of koopavond ne kadar kolay bir kelimeymis) var biir, hafta ici saat 23'e kadar acik, hafta sonlari da acik spor salonlari var ikiii.... Allahim bir gun bunlara sevinecegimi bilseydim Istanbul'da pazar gunu acik olan her yere biraz daha kiymet verirdim, ne bileyim tezgahtarlarin ellerini sikardim falan.

Gulmeyin yani halime. Sehirde yasamanin kiymetini bilin. Sukredin.


Uyarmislardi, yaa Turk versiyonunu yapmislar, cok acikli olmus, sakin sakin izleme demislerdi. 'Sakin sakin yapma' denilen herseyi yapmak benim gibi bir salagin boynunun borcu oldugu icin hemmen izledim tabii Turk versiyonu.

Midem bulandi. Ne yani Cicek taksi'nin en tahammul edilmez Dogru Ahmet'ine mi uygun gormusler Burke olmayi?

Kendime geleyim, o igrenc versiyonu hatirlamayayim diye zor gunler icin sakladigim ucuncu sezonun en nadide bolumlerini izledim. Cok zor durumdayim.

Dun 'man in trees'i izlemeye basladim bir de. Konu olarak biraz Northern Exposure'i hatirlatiyor sanki, sans verecegim ona.


[Ay bastan uyariyorum, sonra yemek yiyordum, midemi kaldirdin, ne igrencsin demeler, alinmalar falan yok, igrenc seylerden bahsedecegim, istemiyorsaniz okumayin.]

Once konunun bilinen bir ismi var mi diye internette baktim, fotografi aldigim kisi cok yerinde bir sekilde 'inspection shelf' adini takmis bu igrenclige. Turkcesi tuvaletin icinde bir platform demek oluyor. 'Urun' unuzu sifonu kullanmadan evvel son bir kere gorun, vedalasin, helallesin diye.

Yillar yillar evvel, Deniz 18 yasinin baharinda, gencecik iken, Hollanda kulturunu tanimak uzere bir degisim programiyla yaz tatilinde cesit cesit Hollanda sehirlerinde gezer iken, daha gezinin ikinci gununde bu 'sey' ile karsilasmis, hayati kararmisti.

Kaldigim ailenin evindeki tuvaletler boyleydi, yan evde kalan Israilli Noam bana nerelisin, ne yaparsin diye sorduktan sonra ikinci dakikada sizin evde tuvaletler nasil diye sormasiyla aramizdaki yakinlik baslamis oldu. Sonra bu degisim programinin hedeflerinden biri hizla gerceklesti: Dunyanin pek cok yerinden gelen genc insanlar olarak birbirimizin kulturlerini tanidik, farklilik ve ortak yanlarimizi kesfettik, bok uzerinden. Grubun Guney Avrupalilari, Turkleri, Israillileri olarak bir dayanisma icinde ne zaman bir 'modern' tuvalet bulsak, birbirimize haber verdik, 'batili' arkadaslarimiz bize deli muamelesi yapti. Sonra program bitti, ben ucaga binip kucuk yesil tarlalar ve kanallar uzerinden ucarken, eh dedim, kucucuk Hollanda'da bu kadar gezdim, gordum, artik omrumce bir daha gormesem de dert etmem. Tuvalet konusunu da -hos olmayan seyleri hemmen siliyor insan- unuttum hizla.

Allah accayip sakaci bir kimse, bilmiyorum hic farkina vardiniz mi?

Neyse, hikayenin o kismini zaten biliyorsunuz, konuya doneyim. Enschede'deki evimizde tuvaletimiz 'modern' bir tuvaletti, arada bir gittigim bar tuvaletlerinde bizim eski 'platformlu arkadas'i goruyor, aaa evet boyle de bisi vardi diyordum. Sonra biz Eindhoven'de ev arayip fazla killandirmadan gordugumuz ilk normal(ce) (normalce diyorum, evin tuhafliklarini baska bir postta yazacagim cunku) evi tuttuk. Veee platformlu arkadas hayatima butun heybetiyle geri dondu! Ustelik bu sefer bu platformlu arkadasin temizliginden de ben sorumluyum, oyle barda surda burda kirk yilin basi kullandigin bisi degil, evinin tuvaleti. Nasil, harika degil mi?

Ilk gunler aklimi kaciracaktim ama simdi alistim gibi. Tuvaletin platformu olmasinin yani sira, penceresinden yan komsunun mutfaginin gorundugu gercegi bile su gunlerde cok batmiyor. Hollanda tipi tuvaletin insani 'gercekler'le yuzlestirmesi acisindan son derece faydali. Kisiye her gun sen de kimseden farkli degilsin, ona gore ayagini denk al, mutevazi ol diyen bir ego indirim makinesi gibi.

Yatak odamizin neredeyse sokakta oldugu, gece sarhos birisi gelse yatagimiza park etme riskinin oldugu, salonumuzda yan komsuyla birlikte yasadigimiz, platformlu tuvaletli evimizde belki ben de 'arinir', ici disi bir, genis, ferah bir insan olurum.

Ay aklima geldi, Noam'a bir yazayim bari, kim bilir, neler yapmakta?


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .