eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


" She had not been one of those Iranians who viewed America as the Promised Land. So she set out for her new country half excited and half resistant. The main thing was, she was joining Kiyan. Not even her closest girlfriends knew how Kiyan had grown to fill every inch of her head. When she stepped into the Baltimore airport and saw him waiting, wearing a short-sleeved shirt that showed his unfamiliar, thin arms, she experienced a moment of shock. Could this be the same person she had daydreamed of all these weeks?

She was nineteen years old and had never cooked a meal, or washed a floor or driven an automobile. But clearly Kiyan took it for granted that she would somehow manage. Either he lacked the most basic sense of empathy or he had a gratifying respect for her capabilities. Sometimes she thought it was the first and sometimes the second, depending on the day. She had good days and she had bad days - more of the bad to begin with. Twice she packed to go home. Once she called him selfish and dumped a whole crock of yogurt onto his dinner plate. Couldn't he see how alone she felt, a mere woman, undefended?

Telephoning overseas was not so common back then, and so she wrote her mother letters. She wrote, I am adjusting very well and I have made several friends and I am feeling very comfortable here; and in time, that became true. She enrolled in driver's ed and earned her license; she took evening courses at Towson State; she gave her first dinner party. It began to dawn on her that Kiyan was dressed more formally than his colleagues, and he didn't always get their jokes, and his konwledge of colloqual English was suprisingly scany. Instead of disenchanting her, this realisation made him seem dearer. At night they slept curled together like two cashews."


"...Then it was Maryam's turn: how long had she been in this country? and did she liked it?

Maryam hated being asked such questions, partly because she had answered them so many times before but also because she preffered to imagine (unreasonable though it was) that maybe she didn't always, instantly, come across as a foreigner. 'Where are you from?' someone might ask just when she was priding herself on having navigated some particularly intricate and illogical piece of English. She longed to say, 'From Baltimore. Why?' but lacked the nerve."

Dun gece Digging to America'yi okudum. Ne yaparsam yapayim asla kabul gormeyecegimi artik kabul ettigim bugunlerde bunlari okuyor olmam tesadufi degildir herhalde.

Sevgili insan kaymaklarci, danisman ablalarim (nadir de olsalar, abilerim),

Sizinle ben diyeyim bir, siz deyin iki yildir surekli bir iliskimiz var. Cit cit cit uzun tirnaklarinizla tusladiginiz telefonularin masanizda nerede durdugundan, masanizda o anda tam da kac tane oyuncak olduguna, saclarinizin ne uzunlukta olduguna, erkek arkadasinizin olup olmadigina kadar herseyi biliyor, hatirliyor, olmadi facebook sagolsun, bulabiliyorum. Bu ulkenin guneyinin ingilizce eleman bulan her ajansinda kaydim, her ajansin hemen hemen her danismaniyla da yaptigim bir(kac) gorusme oldugu icin, telefonumdaki numaraya bakarak u. veya u. veya m. veya a. sirketi ariyor diyebildigim icin kendimi bu konu hakkinda konusmaya yetkin goruyorum.

Bu noktada Denizdaimiaday, Deniz always the bridesmaid, never the bride olarak birkac kelime etmek istiyorum.

Sevgili insankaymakcilar, olur da mesleginizde bir basari yakalamak gibi bir merakiniz varsa, lutfen bana kulak verin:

1. Okuyun. Ister Allahin, ister Isa'nin, ister Musa'nin, ister Buda'nin askina okuyun. Zor birsey degil, vallahi, elinize bir CV gectiginde ad, soyad, adres ve yas kismini okusaniz bile kafi. Insanlari arayip, sizin profilinize gore bir pozisyon var (ha buna CVye hic bakmadan nasil karar veriyorlar onu da hic anlamadim ya) soyle soyle diye on bes dakika anlatip sonra konusmanin ortasinda aaa ama siz Amsterdam'da degil, Eindhoven'de yasiyormussunuz, olmadi ki bu demeyin.

2. Dinleyin. Karsinizdaki bir insan su konuda deneyimimi yok, su isi bilmiyorum diyorsa bil-mi-yor-dur. Sirf siz kotanizi dolduracaksiniz diye insanlari salak salak oradan oraya gondermeyin.

3. O cok bayildiginiz intake interviewlerde CVmi bana tekrar yuksek sesle okuyacaksaniz, baska da birsey sormayacaksaniz allah askina cagirmayin bilmemnerdeki ofisinize. Telefonda yapalim bu gorusmeyi. Bakin yapmayalim demiyorum, ama yazik gunah o kadar yol gitmeye, ne olur.

4. Ayni ajansin bes tane danismaniysaniz, size halihazirda kayitli bir insani niye tekrar tekrar ongorusmeye cagirir, ayni pasaportun, ayni oturum izninin fotokopisini cekersiniz ki? Yok, ben ilk basta salaktim, kosa kosa gidiyordum, simdi akillandim, telefonda konusup benim kayitlarim sizde var, baska bisi lazimsa postayla gonderirim diyorum da, benim gibi binlerce insan var. Siz bu sekilde her gun bes kisiyle konusup sonra eve donunce ay cok is yaptim bugun diyorsunuz di mi? Ay hakkaten gece uyuyabiliyor musunuz ki siz? O aldiginiz maas batmiyor mu? Sirf meraktan soruyorum. Vallahi gozum yok.

5. Pasaport, oturum izni demisken: Tamam bi ton ulke ve bir ton farkli pasaport var, hangi sayfada ne oldugunu, neyin onemli neyin onemsiz oldugunu bilememeniz normaldir ama toplasan on cesit oturum izni var. Ve bisi daha belirteyim, bunlarin hepsi Hollandaca (yani sizin diliniz, bilmiyorum okumaniz var mi o kadar) bilgilerle dolu. Hepsinin arkasinda son derece acik bir sekilde calisma hakkinizin olup olmadigi da yaziyor. Hadi onu da gectim, gocmen dairesinin web sitesinde mevcut butun izinlerin aciklamali ornekleri var. Buna ragmen her gordugunuz izni hayatinizda ilk defa boyle birsey goruyormus gibi heyecanla inceleyip ne demek istiyor burada diye sormak nesidir? Sizin gibi suzme salaklarin isi varken benim nasil olmaz? Allahim bu nasil bir kaderdir?

5. Allah askina biraz namuslu olun. Shortlist'e kalmis adaylarinizin her sorusuna uc dakika icinde cevap verip gunde uc kere aramayi biliyorsunuz da ayni adaya yok sizin is olmadi demek icin bir aramayi niye cok goruyorsunuz? Alt tarafi siz uymuyorsunuz bu profile deyip kapatacaksiniz, orda merak icinde bekleyen bir insani uc hafta gormezden gelmek, maillerine cevap vermeyip telefonlarina cikmamak ne demektir?

6. Biraz acik goruslu olmak isinize yarayabilir. Uluslararasi is ajanslarina -cok sasirtici olacak ama- genelde yabancilar gider. Bu yabancilar - sok olacaksiniz, biliyorum - genelde sizin ulkenizde egitim almamislardir. Baska ulkelerde baska egitim sistemleri de olabilir - bak su ise- ve sizin yapmaniz gereken sey adayinizi dinleyip (bkz:2. madde) onun egitimini anlamaya calismak olmalidir, adayin karsisinda ama siz havo' ya (bir tur lise) gitmemissiniz, ben simdi bu forma ne yazacagim diye kriz gecirmek degil. Biz nasil sizin manyak okul sisteminizi ogrendik, siz de bari dunyada sizin manyak sisteminizden farkli seyler olabileceginiz aklinizda tutun.

7. Bokunuzu yiyim konusup konusup egitimime bakip da bana ama sizin bu egitiminize uygun bir is bize pek gelmez demeyin. Uluslararasi iliskiler okudum diye bana kucuk bir ulkenin disisleri bakanligi pozisyonunu vermenizi beklemiyorum zaten. Siz kapisindan bile gecmediginiz icin bilemezsiniz belki ama bazen insanlar universiteye zihin acmak, dusuncelerini gelistirmek, daha farkli bir seviyeden hayata bakmak icin de giderler, bu bakis acisi onlara is hayatinda biryerlere gelmelerine bazen yardimci olur. Sizin gordugunuz tek sey olan meslek lisesi+ meslek yuksekokulu= meslek herkes icin -ozellikle de sosyal bilimlerle ilgilenenler icin- gecerli degildir. Hani bir daha hatirlatiyorum, siz yabancilarla ugrasiyorsunuz ya, iste o bazi yabancilarin ulkelerinde o yol olmayabilir, o yolun alternatifi universite+ master olabilir. Bu yabancilar baska bir ulkeye tasininca okullarinin bes para etmeyecegini kabul etmis kisiler olurlar cogunlukla, diplomalarini yiyerek karinlari doyamayacagi icin daha dusuk egitim seviyesi gerektiren, kendi alanlarinda olmayan islere de razi olabilirler. O cok bayildiginiz ozellik olan esneklik var ya, siz de ondan biraz ders cikarin, esnek olun. Kivrak dusunun. (Becerebilirseniz tabii)

Yaaaa, iste boyle ablalarim, insanlarin salak oldugunu sandiginizi biliyorum. Umutsuz, gergin, bes parasiz, ise muhtac olsalar da karsinizdakiler, zinhar salak degiller. Inanin cektiginiz numaralarin cogunun da farkindalar. Tek istedileri biraz dikkat, biraz samimiyet o kadar. Inanin bunlara dikkat ederseniz aldiginiz beddualar azalacak, isiniz kolaylasacak. O artakalan vakitlerde gercekten calismaniz gerekecek tabii, o sizi bozar mi, bilmem.

Artik ciddi ciddi bir gun gelip evimin kapisini calacaklar, hadi bakalim, anca gidersin diyecekler diye korkuyorum. Hollandalilar iyiden iyiye azip kudurdular.

Hani Turkiye'de yasayan insanlarin buranin cok bariscil, rahat ve kucaklayici bir ulke olduguna, her gelen gocmeni bayilarak kabul ettiklerine dair salak bir inanci vardir ya, alin iste, okuyun: bir bunu, bir de bunu.

Haftalardir baktikca asabimi bozan, icimi ofkeyle dolduran birseydi bu. Bugun bir de burda gorunce tamamdir dedim, yeter artik.

Asliberry arkadasim degil benim, arada bir yazismak, bir iki kere maillesmek disinda bir iliskim yok kendisiyle. Yaman benim ozel olarak sevdigim, asik oldugum bir cocuk da degil. Ama Asliberry'nin cocugunu yetistirirken yazdiklarina, kutsal annelik krizlerine girmeden acik acik bu kadar sahane bir sekilde yazmasina sanirim butun okurlari gibi hayranlikla cok uzun zamandan beri sahitlik ettim. Yazarken nasil kendi sesini buldugunu, aci veren anilari, aci veren anlari nasil hatirlayip kendini bir anlamda yazarak tedavi ettigini gozlerimle gordum, zaman zaman yorumlarimla sahitlik ettim.

Internet uzerinden blog yazarak, fotograflarini koyarak, facebookta vakit gecirerek, forumlara yazarak bir sekilde kendini sunan herkesin kabusu kendini sunma sinirinin ihlal edilmesi, o kontrollu teshirin kontrolunun elinden kacmasidir sanirim. Iste Asliberry'nin basina olabilecek en boktan sekilde geldi bu. Ulkenin sadece internete ulasan ufak kismi degil haberleri izleyen geniis bir kitlesi de Yaman'i izlediler, izlemekle kalmayip olabilecek en kirici, en kaba, en kotu kelimeleri de ondan ve onu yetistirmek icin ne kadar kili kirk yardigina tanik oldugum o kadar insandan esirgemediler.

Kucucuk bir cocuga belalar okuyacak kadar kendinden gecenlerden tiksindim, sozlukte konu hakkinda genis genis yazmis herkese teker teker yazip ay ne kadar da cok biliyorsunuz siz oyle demek istedim ama sonra bu kadar gozu donmus hiyarlara ne anlatayim ki diye dusundum. Sonucta ben Asliberry'nin avukati degilim, o da eminim kalbini kiran yorumlarin silinmesi icin yapabileceklerini biliyordur, istese kendi kendine yapardi diye dusundum.

Korkarim Asliberry bu kontrol kaybindan, bu kadar haksiz bir sekilde parca pincik edildikten sonra kolay kolay bir daha oyle 'ciplak' bir sekilde yazamaz. Hepimize cikarilacak bir ders midir bu, hepimize gorduklerimizi baskalarinini hic de oyle gormedigini hatirlatan tatsiz bir durum mudur yoksa hepimize hayatiminizin bir parcasini kamulastirirken bir daha dusunme imkani midir bilmiyorum.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .