eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Hadi kadinlar, soyleyin bakalim, su hayatta hastalanmis (allah kotu hastaliktan korusun, soyle nezle, grip gibi basit biseyden bahsediyorum elbette) kocaya bakmaktan daha kotu ne olabilir? Evvet, bildiniz, rejim yapan koca. Eyvah ki eyvah.

Hayatim boyunca BMI standardina gor 'normal' kilolu oldum. Elbette her kadinin verecek birkac fazla kilosu vardir, ama isin asli su ki, saglikli, normal bir kilodayim. Gelin gorun ki Koray icin durum boyle degil, yine guzide BMI olculerine gore obez kabul ediliyor hatta. Dikkatinizi cekerim: kilolu degil obez.

Acikcasi benim gozumde bunun estetikle hic alakasi yok, benim kocam bence dunyanin en yakisikli adami ama sagiligindan korkuyorum, zaten ailesinde seker hastaligi var, e yas geldi 35e dayandi, bu vakitten sonra boyle kalmaya inat etmek benim gozumde ben erkenden yaslanmak, hastalanmak, hatta olmek istiyorum demek. Bunun boyle oldugunu hepimiz biliyoruz, kabul ediyoruz degil mi? Evet. E ne yapalim o vakit? Kilo verelim, olsun bitsin...

Kilo verelim deyince insanin aklina ne geliyor peki? Diyetisyen, degil mi? Koray gitti, sanirim dunyanin en boktan diyetisyenini buldu once kendine. Kadinin saglikli beslenme rehberini acip, buna uy bakalim ne olacak diyerek cok heyecan verici bir hedef koydu adamin onune uc ay evvel, Koray yaklasik uc kilo vererek gecirdi bu vakti. Ben sacimi basimi yoldum, ayri mesele, gercek bir diyetisyen olsa bunu mu yapar Allah askina?

Tatilden donunce ise yeni bir yontem onerdi teyze: diger gunler 'saglikli' bir beslenmenin yani sira, haftada bir gun yogun sut urunu ve meyva rejimi. Bu yogun rejim gunu adamcagiz neredeyse ac kalacak, ustelik o kadar sut ve meyva yemekten dolayi siniri bozuldugu yetmedigi gibi is yerinde nahos durumlar olacak. (Lahana diyeti yapmis, yakininda yapilmis insanlar, anladiniz siz beni) Hadi bakalim.

Rejim yapan adamla yasamak cok zor bisi arkadaslar, oyle boyle degil. Hele rejim yapan adam yemege, icmeye duskunse (bunu icmeye ve icmeye diye okuyunuz) is daha zor. Alkol her rejimin bir numarali yasagi sonucta, efektif bir sekilde zayiflamak icin ne yaparsan yap icmemen gerekiyor, bu kadar basit. Ama gelin de bunu cuma gunu isten gelmis, yorgun ve gevsemek yani iki kadeh, uc kadeh ve devami kadehler icmek isteyen birine anlatin. Kadinlar uc ay sonra giyecegi giysiyi hayal ederek, arkadaslarinin o incelmis beli, popoyu gorunce yuzunun alacagi ifadeyi dusunerek tutarlar girtlaklarini, ya erkekler? Yok onlarin popolarini gostererek hava atacaklari kimse, onun icin cart diye kalp krizi, curt diye diyabet allah korusun.

Bu kadarla kalmiyor efendim, bu kadarla kalmiyor. Butun hafta onun yagi, bunun tuzu, bunu pisirme bunu pisir diye umugunuze azrail gibi coken adam 'disari' salindiginda, yok misafir geldiginde lop lop gocuruyorsa normalde hic yememesi gerekenleri, o bir hafta yaptigi rejim cope gidiyor, iki gun sonra yine onun yagi, bunun eti diye sizi yiyorsa catla, geber, bana ne senin rejiminden diyorsunuz ama yine de olmuyor. Adamin zayifligi/ sismanligi sizin sorumlulugunuz ne de olsa, ay masallah gelin hanim da iyi bakmis bizim adama diye sen duyuyorsun sonra o laflari. Adamin yemegini sen yapiyorsun ya hasta eden de sensin sonucta, mantikli bir onerme bu.

Bakin hakkini vereyim, yemek yemiyor da yemekten bahsediyor bugunlerde Koray. Ben de bu yeni haline alismaya calisiyorum, yemek programlarina da yemekle ilgili her konusmayada da hastalikli bir ilgi gosteren bendim bu vakite kadar. Bu sefer kararliyim ama, bu is onun isi, zayiflarsa da kendisi bilir, zayiflamayip sisman, vaktinden evvel yasli ve hasta bir adam olursa da kendisi bilir. Ben bu isten de, adamin lokmasini sayan kotu kadin-polis olmaktan da, butun hafta kendim de brokoliye talim edip gozumun onunde o butun haftanin emeginin yandigini gormekten de biktim cunku. Benim durumumda yuzlerce, binlerce kadin vardir eminim, kadinlar ailelerine bakar, ise gider ve bin turlu seyle ugrasirken bir yandan rejim de yapabiliyor, bu konuda kocalarina bir is dusmezken kadinlarin bu konudaki derdi nedir anlayamadim gitti.

Olmadi on bes seneye andropoza girer de belki bu sefer estetik kaygilarla kilo vermek ister, bilemiyorum. Bakalim, gorecegiz.



***

Yukaridaki kismi yazdiktan sonra banyo yaptim, biraz dusundum banyo yaparken de. Ayni hatayi yaptigimi dusundum: sanki kocamin kendine ait bir akli, iradesi, fikri yok da benim iteklemem, tetiklemem, tepistirmem sonucu birseyler yapacak veya yapmayacak, ben olmasam ac kalacak/hasta olacak/ obez olacak gibi bir durum. Durumdan vazife cikarma basbayagi. Ben olmasam mahfolursun demenin evlilikcesi bu basbayagi.

Koray benim kilom, vucudum, suram veya buram hakkinda bir laf etse onu parcalara ayiracagimi dusundum, bu benim bedenim sana ne diye baslayip, bana saygi duymuyorsuna getirecegimden, cok kizacagimi, bir omur basina bana koca gotlu demistin sen bir tarihte diye kakacagimi dusundum.

Sonucta bu konu hakkinda fazla dusunmenin de ona kizmanin da bir anlami yok, bu kadar kiloyu vermek hayat tarzi degisikligiyle olabilecek bisi sadece, bunu yapip yapmayacagina da her zamanki gibi buna da Koray 'koray zamani' na gore karar verecek.

Yine de - dayanamayan kadinin- ozel notu: Kuzucum, lutfen ama:)

8

Acaba bu gece olur mu diye gecirdigim sekiz sene, her devlet dairesinde gum gum eden kalbimle gecen sekiz sene, kalabalik, haddinden fazla kalabalik her yerde engelleyemedigim cikis kapilarina bakma, bir an evvel cikmaya calisma istegiyle gecirdigim sekiz sene, birak ciplak uyumayi, efendi bir gecelikle yattigim sekiz sene, her gece yatagimdayken yakinlarimdan kimin nerede oldugunu dusundugum, simdi olursa once gider annemle bulusurum, ordan yuruyerek karsiya gecebilir miyiz acaba, babamla ablami da oyle alirim diye planlar yapmaya baslayali sekiz sene, o an tam da nerede oldugumu en azindan iki kisiye haber vermeye baslayali sekiz sene, gerekli esyalarin derli toplu bir kosede durdugu sekiz sene, telefonumu asla kapatmadigim sekiz sene, yuksek ses her duydugumda aklima deprem gelen sekiz sene, Turkiye'de bisi olmus diye duydugum anda panik halinde bilgisayara veya televizyona kostugum uc sene olmus.

Depremden cok cok cok korkuyorum. Olmekten, enkaz altinda kalmaktan, yakinlarima birsey olmasi ihtimalinden, Istanbul'un yerle bir olmasi ihtimalinden hele ki orda deprem olup da burada habersiz kalabilme ihtimalinden odum patliyor.

Her Kustepe'den, Kagithane'den veya benzeri bir yerden gecerken binalara korku icinde bakiyorum, allahim diyorum, sen bizi koru, noolur. Sekiz senedir. Oyle her an tirsik tirsik yasar gibi degil de, on parmagim gibi, elim kolum gibi bir parcam artik o korku benim.

Bugunlerde radyoda boyle bir yarisma var, Lowlands festivaline gitmek icin arayip bir yakinina pustluk yapiyorsun radyocularin yardimiyla. Dunkunde bir adam kiz arkadasini arayip ben seni terkediyorum, baska biri var, ustelik de hamile dedi, kiz radyodan butun Hollanda'ya yayin yaptigini bilmiyor tabii, kriz gecirdi, sonra radyodaki kadin sunucu araya girdi, pesimizi birak arti, evinden tasin dedi, ortalik karisti ama sonunda bileti kaptilar. Ben olsam, Koray boktan bir konser bileti icin bana bunu yapsa onu oldurur muydum, konsere gidecegim icin sevinir miydim, bilemiyorum.

Bugun de bir kiz annesini isyerinden aradi, ben karakoldayim, cok kizacaksin ama hirsizlik yaparken yakalandim, beni merak etme deyip kapatti. Kadin kalp krizi gecirir gibi sesler cikardi. Hemen ardindan sunucu aradi, polismis gibi yapip, bu kizinizin ilk vukuati da degil, biktik arti, bisi yapin cocugunuzu egitin gibi bisiler soyledi. Kadin ezildi, buzuldu, kesin omrunden birkac yil gecti o arada, ama kiz hakikaten cok alcaldigi icin ona da bir bilet hediye ettiler sonucta.

Kari-koca veya sevgiliye pustluk yapmak cok kotudur de, anneye yapmak korkunc eglenceli birseydir aslinda. Annemler sunca yillik annelik deneyimine ragmen ayni seyleri defalarca yedigi icin bir yerden sonra farzdir zaten bu.

Ornegin "Hakan" olayi: Besiktas'ta carsinin orda, isiklarin orda, hepimizin bildigi essek kadar pastane vardir ya, Hakan, iste ben bu pastane yuzunden defalarca anne bogurtmus bir insanim. Olay soyle, dersanden cikilir ya da dersaneye gidilirken pastaneye ugranir, butun dersaneye giden guruh ile birlikte bisiler yenir, icilir, sonra dagilinir. Illa ki bu arada anne arar, sanki allahin her cumartesi pazara dersaneye gitmiyormussun gibi once bir heyecanla nerdesin sen sabahin/ aksamin bu saatinde sorulari sorulur, sonra da cevap veririm, "Hakandayim, arkadaslarla oturuyoruz, birazdan gelirim." Anne bogururur: " Kim o HAKAAAANN? Kim? Kac yasinda? Nerdesin cabuk eve gelll!!!"

Annemin -ki defalarca beni o pastanenin onunden birakip almistir- Hakanin gercek bir insan olmadigini anlamasi yaklasik bir alti ay aldi. O zaman boyunca da mumkun olan her an arayip onu denedim. Yani diyecegim, olur da bir pastane acacak olacaksaniz, Hakan, Coskun, Mahmut gibi sakincali bir isim yerine Fatma, Selin falan gibi zararsiz bisi koyun.

Ayni minvalde Sokak isminde bir kafeyle ilgili, evin onundeyim'i eminonundeyim diye anladigi icin ne isin var oralarda diye bagristigi vardir annemin. Simdi gel de pustluk yapma, bi yerden sonra abuk sabuk cevaplar vermek zorunda hissediyor insan. Varsin azicik kalp carpintisi gecirsin, sonunda yasadigin eglence herseye deger.

..."Bizim eve girenlerin kapida ayakkabilarini cikarmasi gerekmezdi. Ben cocuklugumda radyoda tek bir turku veya oyun havasi dinlemis degilim. Ramazan topunu beklemein, seker bayraminda aile ziyaretlerinin heyecanini cocukluk arkadaslarimla paylasmadim; boyle bir heyecanin varligini daha sonra kitaplardan ogrendim. Yasitlarimla aramdaki boylesi ufak tefek farkliliklari alabildigince cogaltmak mumkun. Hepsi ufak tefek ama toplandigi zaman bir cocugun kulturel olusumunu belirleyen unsurlar. Bu elle tutulmaz, gozle gorulmez farkliliklara bir de 'geleneksel Turk aile terbiyesi' eklenmeli herhalde. Ben boyle bir terbiye gormedim! Ne babama, ne baska bir akrabama 'siz' diye hitap etmedim, hic el opmedim, sigara icmeye basladigim zaman bunu kimseden saklamadim. Cocuklugumda, ilkgencligimde hicbirseyin bana 'emir demiri keser' yontemiyle yasaklandigini hatirlamiyorum. Aile hayatimiz toplumun geri kalanina gore biraz daha rahat, biraz daha senli benliydi sanirim. Ve bu, sadece benim ailem icin degil, Yahudi cemaatinin butunu icin gecerliydi.

Ote yandan bunlarin hicbirinin oneminden emin de degilim. Sonuc olarak ben 'terbiyesiz' olmadim. Yasim 50 oldu, hala yalan soylemeyi beceremem, pazarlik edemem, gosteristen hoslanmam...Musluman arkadaslarim da ozellikle 'terbiyeli' olmadilar. Son tahlilde cunku, ne ben, ne onlar 'Turkiye'de buyumedik, Istanbul'da ve Istanbul'un Besiktas ve Sisli arasindaki ozel bolgesinde gecti cocuklugumuz."...

Roni Margulies'in Bugun Pazar, Yahudiler Azar'ini okudum tatilde. Iyi ki okumusum. Uzun zamandir anlamaya, anlatmaya calistigim hersey iki paragraf olmus, bir kucucuk kitap olmus, karsima cikmis gibi hissettim. Kendimi tanimlayan seylerin icinde en cok Istanbullu'yu sevmem, sehrin kendisine degil ama bu 'his'se sahip cikmam, pay cikarmam, Istanbul'un bazi semtlerini 'adamdan' say(a)mamam iste tam da bu sebeptendir.

Dun aksam. Koray'la aksam yemegi yiyor bir yandan da King of Queens izliyoruz. Doug ve Carrie yakin arkadaslari olan cift onlari cocuklu bir cift icin 'terk' edince yeni arkadas avina cikiyorlar. Bir yapi markette tiplerinden kendilerine uygun olduklari ciftlerin yanina gidiyorlar, can sikintisindan olmek pahasina baska ciftlerle yemege cikiyorlar, falan filan... Koray hemen savunmaya gecti, biz boyle degiliz allahtan diyerek. Hadi ordan dedim. Biz daha bu noktaya bile gelemedik. Var mi Eindhoven'de tanidigimiz tek kisi, soyle bana?

Son sekiz dokuz yildan beri etten kemikten, okulda veya baska bir sekilde tanistigim insanlarin sayisi internetten tanidigim insanlardan cok cok az. Sadece kocami degil neredeyse butun arkadaslarimi da internet araciligi ile buldum ben. Annemin ilk basta 'ben bu aksam hayvanherif1973, pitircikcybergul ve ayakmantari ile disari cikiyorum' lara alismasi zor olduysa da sonradan artik dikkat bile etmemeye basladi. Dunyanin her yerine dagilmis, her tur ve sekilde, pek cok sey paylastigim bir suru insan var Allaha sukur, burada bir sorun yok.

Amaa gel gor ki, bu bazen yetmiyor. Bazen insan webcam'den kadeh kaldirmak yerine bunu gercekten yapmak istiyor. Insan bazen alisveris danismanligini aldigi arkadaslariyla cikmak istiyor alisverise. Sinemaya giderken, yemek yerken, bir yerleri gezerken yaninda bir cift daha olsun istiyor. Hani 'o cift' ten bahsediyorum. Hani adamla da kadinla da ayri ayri ve birlikte cok eglenip cok guldugunuz, kara gununu paylastiginiz, rahat ettiginiz 'o cift'ten.

Isin acikcasi cok yalniziz. Eindhoven'e tasindigimizdan beri daha da fazla. Mesela anahtarimi evde unutursam diye yedek anahtar birakacak en yakin kisi Koln'de oturuyor. Mesela aksam birileriyle bir icki icelim desek ya Enschede'ye ya da Koln'e gitmemiz gerekiyor. O derece. Su 'o cift'te yakin bir adayi henuz buralarda gorememektir sikintim.

Hollanda'da yasamak bu durumu daha zorlastiriyor elbette, Hollandalilar arkadasliklarinin degerini yillarla olcen insanlar cunku. Onlar icin en iyi arkadas en uzun yillardir birlikte oldugun kisi, mumkunse anaokulunda tanidiklari, ayni pastel boyayi yedikleri, ayni lazimlikta oturduklari ayni bes kisiyle omurlerini gecirecekler. Burada okul okumamis, burada yetismemis insanlar sonradan geldiklerinde boyle acikta kaliyorlar iste. Eh bir de elbette hala bir dil problemimiz var. Kimse butun gun iste ingilizce konussa dahi bir de bos vaktinde 'yabanci' larla takilmak istemiyor galiba ki Hollandali arkadaslarimizin hepsi 'kirik' . Ya bir yabanci partnerleri olan, ya da anne babasindan biri yabanci olan insanlar.

Hem 'gercek' dunyada arkadaslik gelistirmeye calismak -hele ki belirli bir yastan sonra- oyle vakit kaybettiren bir sey ki, insanin gozu yemiyor bazen. Ogrenciyken daha mi genistik, insanlar daha mi esnekti yoksa benzer kafalar bir sekilde birbirini mi cekiyordu bilmiyorum... Simdi oyle mi, ayikla pirincin tasini. 'Aday'lara kendini begendirmek icin ciktigin (evet canim, biz de bazen gozumuze kestiriyoruz bazi ciftleri, ne guzel arkadaslik ederiz diye karar veriyoruz kendi aramizda, insanlari zorla evimize yemege davet ediyor veya zorla bir yerlere gitmek icin soz aliyoruz) gayet guzel giden bir dortlu yemek adamin agzina raki koymadigini, kizin hayatinda idol olarak Demet Akalin'i aldigini ogrenerek bitebiliyor. Ya da okumayi sevdigimi duyunca 'Su Cilgin Turkler'den bahsedilmeye baslaniyor. Al sana husran ustu husran.

Bunlarin gavur versiyonlarinda ise ilk gorusmeler bir Turkiye 101 dersi kivaminda geciyor, sonra karsilili vergi dairesi, gocmen dairesi, nasil bir evde oturuyorsunuz, ee mortgage almayacak misiniz, hollandaca nasil gidiyor, ay bir konus da duyayim noktalarini astigimiz bir ciftle tanismadim henuz. Hem bunlarla program yapmak da zor, en azindan alti hafta evvel cumartesi aksamini kapatmak zorundasiniz, yok oyle arayip bi ickiye buyrun demeler,hakaret olarak algiliyorlar.

Tamam, dunyanin en sevimli insani degilim, arkadaslik edilmesi zor biri de olabilirim ama yanimda Koray gibi bir kuvvet var. Onu genelde herkesler sever. Onun hatrina bile bana katlanacak insan olmadigini kabul etmenin zamani mi geldi acaba?

Anlayacaginiz arayislardayiz. Bize uygun, bize yakin yerlerde yasayan, mumkunse bes ya da daha fazla sene cocuk yapmayi dusunmeyen ciftleri ariyoruz. Off, of. Belki de cumartesi gunu biz de Praxis'in duvar kagidi bolumune gidip gozumuze kestirdigimiz insanlarla konusmaliyiz.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .