eindhoven havadisleri

neler yapiyorum burada


Ne zaman cayir gibi boyle yesil, cimli bi alan gorsem kendimi yere atip bi iki tur yuvarlanmak istiyorum. Yaklasik bes yasimdan beri boyle bu. Ne deniz, ne kumsal, illa ki cim olacak, ben de bi boydan obur boya yuvarlanacagim. Oooh, misss....Icimdeki inek hayal ettiriyor bunlari bana, ne yapabilirim ki?

Az evvel 21 Eylul 2002 gunune ait haberler yayininin (nininininin) tamamini dinleyip bir kagida kelime kelime yazdim. Az evvel dedigim, rahat bir saat surdu. Icime korkunc hafakanlar basti.

Su anda disarida hava 27 dereceyken, klimali kutuphanede oturup yine cimlerde yuvarlanmayi dusunuyorum, hafakanima iyi gelir, aksamustu dersinde verimli olurum hem. Ama beyaz tisort giydim bugun, ev hanimliginda da kahve-cimen-ketcap lekesi konularina daha gelmemistim, tuh.

Aksama Koln'e gidecegiz, sanirim bugunun kalanini ancak bu dusunce kurtarir. Yarin ayaklarimi Ren'de sipirdatip oglen sicaginda sarhos olmayi hayal edeyim iyisi mi.

Bu arada merak ediyorsaniz o gunun haberleri neydi diye, sizi mahrum birakmayayim: Arafat Ramallah'tan cikmam demis, Israil 19 intihar bombacisini ariyormus, Fransa Israil'in tutumunu kinamis. Ingiltere'de zenginler tilki avi yasagina karsi yuruyus yapmislar, Camilla Parker- Bowles o vakitler daha Charles ile evli degilmis ve o da yuruyuse katilmis. Davids Kupasinda Hollandali tenisciler Finlileri cift erkeklerde (boyle mi denir buna, onu bile bilmiyorum) 3-0 yenmis. Hava 17 derece ve yagmurluymus.

Ay hakikaten herkeslerin adi Defne simdi. Zavalli ablam benim, sen onca yillar boyu cok da fazla etrafta olmayan bir isimle yasa, Unkapanindan Kayseri'ye kimse adini hatirlayamayip 'Demet' desin, sonra bir anda yeni Turk anababasinin en populer ismi oluversin ismin, 0-5 yas arasi her uc veletten birinin adi Defne olsun.

Alisilir herhalde buna da, birisi Defne dediginde hep ablamdan bahsediliyor saniyorum ben. Halbuki kendi adimla bile boyle bir iliskim yok, birisi Deniz diye bagirsa arkamdan baska bir Deniz'i kastediyordur diyecek kadar umursamazim bu konuda.

Bari adi Defne olan cocuklarin saci annemin favori cocuk sac modeli olan 'tas' seklinde kesilsin. (Anne, o sac modelinin ablamla benim uzerimde actigi hasari baska bir postta yazacagim, oyle kolay kurtulamayacaksin) Defne'ler prenses tipli olmasinlar. Aksi halde 'Defne' lik kurumu zarar gorecek.

Aylar evvel episode 1 i yazip oylece birakmisim. Halbuki bunun bir devami olacakti. Dun annemler Antakya- Antep gezisine ciktilar, ben bir vesile ile eski resimlere bakmak istedim, orada gorunce aklima geldi. Buyrun efenim, karsinizda: Bizimkisi Bir Ask Hikayesi Episode 2 veya Kizim Olsa Adini Sobiyet Koyardim.


Onunla bulusmalarimiz hep gizli, hep kacamak. Koray'in annesi seker hastasi cunku, soyle iki kiloyu paket ettirelim de evde genis genis, yayila yayila hep beraber yiyelim deme sansimiz yok. Gizli gizli planlar yapiyoruz, soyle bir hava almaya cikip, bir nefeste iki (eh hadi itiraf edeyim, bazen ikiden fazla)porsiyonu gomup eve geri donuyoruz.
Nasil anlatsam onu, bilemiyorum. O bir sarisin afet, o bir guzellik...ama nazi usandiran, yedikten sonra mideye cokup de hayata kustureninden degil, en sakininden. Ne kadar guzel oldugunu kendisi henuz farketmemis kizlar daha bir guzel olurlar ya, onun gibi iste...


O citir, fistikli sert kabugun icinde yumusacik, harika kaymak gibi bir kalbi var. Insanin tanidikca, bildikce ayrilmasi zorlasiyor, hep onu ariyor. Baska hicbir sey onun yerini tutamiyor.


Onunla ilk tanistigim ani cok iyi hatirliyorum. Bu sicakta diyerek burun kivirdigimi, dukkana soyle begenmeden baktigimi, baklava dedigin Antep'ten gelir, babam getirsin de onu ye sen esas dedigimi falan... Sonra onunla goz goze geldim, tam o an 'elektriklendik' (evet canim, elektrikler kesilmisti tam o an, elimde catal, gozum karanliga alissin diye bir sure bakakalmistim oyle) o ilk catalda yasadigim saskinligi, lezzetin buyuklugunu anlatmaya kelimeler yetmez.



Insan bir porsiyonda dort tanesini gorunce, hele de o sicakta yuh diyor, yiyemem ben bunu. Yanilmayin, ilk cataldan sonra gerisi bir saniyede geliyor. Ne oldugunu anlamadan endinizi catalin tersiyle tanecikleri toplamaya calisirken buluyor, etraftakilere bir porsiyonu daha paylasmak icin yaltaklaniyorsunuz.


Dedigim gibi, orada gecirilen zaman kisa, yenecek guzellikler sinirsiz. Haliyle bu bulusma yilda bir kere olabiliyor sadece. Buz gibi bir bardak su icip seneye insallah diyor, dukkani terkediyoruz.
Ahhh, sobiyet... Neredeyse kizim olsa adini sobiyet koyacagim bu kadar guzelligi gordukten sonra.

1.Ferhat Gocer: Ferhat Gocer'in hayatimdaki faydasini yadsiyamam aslinda. Onemli bir boslugu doldurdu, hani tanimlayamadigim ama habire karsima cikan durumlardan biri onda, onun 'sanatci kisiliginde' onun o 'nezih' halinde ve dinleyicisinin de ona paralel halinde vucut buldu, ben rahatladim. Gecen hafta yasadim bu aydinlanmayi. Koray'la the automatic konserine gidiyorduk tam, ayakkabilarimi giyiyordum, baktik soyle bir birbirimize, Koray insallah beni iceri alirlar, bi ust yas siniri yoktur diyip sinirli sinirli guldu, ben bana da 'abla Ferhat Gocer bu aksam cikmayacak, haadi kapinin onunu mesgul etme' derler heralde dedim. Birbirimizin estagggfurullaah , ne varmis yasimizda demesini bekleyerek bir sure daha bakistik. Ikimizin de agzindan oyle bir laf cik(a)madi, otobusu kacirmayalim bari diyerek lafi yavsakca degistirdik.

Ferhat Gocer dinlemek annelesmek, jean ile altin seti takmak, krediyle banliyode site icinde bahceli, otoparkli ev almak, tatil koyune tatile gitmek, eve Turk bayragi asmak, barda beyaz sarap icmek gibi. Hepimizin icinde bir yerlerde bir Ferhat Gocer ani, bir Ferhat Gocer egilimi var. Gizli ibnelik, gizli fasistlik gibi bisi bu.

O kekremsi, his botoxlayci, herseyi ayni hissizlikle, bakin ne guzel sesim var diyerek soyleyen ses, o Candan'a gidenlerle kesisim gosteren dinleyici kitlesi falan, iyhh iyh, anladiniz beni siz.

Cumlemize bu Ferhat Gocer anlarindan uzak gunler diliyorum, biliyorum bazen basina geliyor insanin, kacmak mumkun degil ama yine de dilerim.

2. Iclal 'acilarin masum kuzusu' Aydin: Kendimi gectim. Benim bu dunyadaki herseyi diline dolayan, mutsuz, huzursuz, suratsiz, herseyin en iyisini kendisinin bildigini sanan, simarik, ukala bir Allahin cezasi oldugumu zaten hepiniz farkettiniz. Isim gucum olmadigi, hayatta bir adim yol alamadigim icin millete bok atmayi marifet bildigimi, kendimi cok akilli sandigimi dusunuyorsunuz, ne diyeyim, yerden goge haklisiniz. Ama durun. Su dunyada gamzeleriniz olsa, adiniz Iclal, soyadiniz Aydin olsa kendiniz, sevgili kizkardesiniz ve temizlikciniz disinda butun dunya hakkinda oyle dusunecektiniz.

Iclal hanim melek, butun dunya kaltak, Iclal hanima herkez pandik atmak icin sirada bekliyor, Iclal'in ayagini kaydirmak, maddi manevi mutsuzlugunu saglamak icin herkesler hazir ve nazir, ama o vakkuuurrr bir prenses kibin, bir sogukkanli ve onurrlu kralicaa kibin, yikilmadim diyor. Bunlar olur, ben oyle basariliyim, oyle sahaneyim, oyle iyiyim, oyle icli bir sesim, oyle derin gamzelerim varr kiiii herkesler beni kiskaniyor diyor. Onun bu muhtesem sahsina yapilan hain saldirilari olgunca, hanimefendice ve sakince karsilayip kafasini dik tutma halleri hepimizin suratina bir tokkkaattt gibi carrrpiyor. (Srrakk) Gizli gizli, buyuyunce onun gibi hisli, sahane, uretken, kalemi kuvvetli ve muhtesem bir oyuncu olup boyle salirilara ugrayinca bu yasadiklarindan ders cikaracagimi dusunuyor, evde o icli sesle siir okuma provalari yapiyorum. Sair koca konusunda cok sansli degilim ama, bizimkisi ancak kopru alti camcam/ opsun seni amcam cinsinden beyitler yazabiliyor. En azindan haikuya sardirsaydi, bi havam olsaydi. Hayir, ben oyle gamzeli bir insan da degilim ki, zaten bes sifir ekside basliyorum olaya.

Diyecegim o ki, insani varostan alsan da varos insanin icinde olmayagorsun, olmuyooor, olmuyor.

Simdi bir haftadir Oray Egin'e ve yarismasinin adi neyse, iste ona Youtube'da baksam mi diye dusunuyorum. Yillar evvel bi kere Oray Egin'le Acik Radyo'da tanismistim ben, 'Mirabaaagg ben Oraayy' dedigini duyar duymaz hic ablamla goz goze gelmeden kendimi tuvalete atmistim, gulmeye. O zaman on bes yaslarinda duz duvara bakinca gulebilen bir hayvandim ama, belki gecmistir sesini duydugum anda gulmelerim. Du bi deneyeyim.

Annem ayin 14undeki yuruyuse katilmak icin usenmeden Ankara'ya kadar gidecekmis. Sana cok gulmekle cok cok gulmek arasinda tereddut ediyorum dedim, aman sen ne anlarsin diye cevap verdi.

Zaten annelerin demokrasi anlayisi da kendi konusma ozgurluklerinin kesilmemesinden (yani onlar azarlarken ama anne diye araya girmemekten) gecer, degil mi?

Askerlerle rektorlerin basini cektigi, adini dogru durust koymaya bile korktuklari bir yuruyuse benim uc darbe gormus 'eski solcu' annem kosa kosa katiliyor, 'Cumhuriyetine' sahip cikmaya...

Tam da eski komsunun dedigi gibi 'dun dundur, bugun bugundur' di mi annecim?

Bugun gazetede baska bir haber vardi. Devlet memurlarina agresif bir sekilde davrananlarin
fislenmesi icin yeni bir sistem getirilmesi dusunuluyormus. Sosyal gorevliler ve diger devlet kurumlari calisanlari kendilerini tehdit altinda hissediyorlarmis cunku.

Okur okumaz aklima bu eger olursa nasil da kotuye kullanilabilecegi geldi, acaba siniri nerede cekecekler, acaba ima agresyon sinirina giriyor mu? Mesela vergi dairesinde kadinin tekine ne kadar salak oldugunu hatirlatmak veya IND'de numaranizi soyleyin denilince siz aklinizda tutamazsiniz ben yavas yavas soyleyeyim demek, beni anlayabildiniz mi, bi tekrar edin bakalim dogru anlasmis miyiz diye sorup da karsindakinin gercek bir salak oldugunu bir daha ima etmek bu duruma giriyor mu?

Oyleyse fislenecegim gunler yakindir. Terbiyesizlik, vahset, kaba kuvvet bir yerde,- onlari da icimden geciriyorum- ama her gun ugrastiklarimin karsisinda elimden salaklik imasi ve dalga gecme hakkimi almasinlar. Lutfen. Buna dayanamam.

Onu aliyorlarsa memurlar burada da isini bilsin, rusvet gelsin, oturum iznimizi rusveti neyse odeyip iki haftada (bakin ne kadar iyiyim, vakit bile birakiyorum) alalim, olmaz mi?

Gavur ellerde yasamak ile ilgili arada sirada yaziyorum. O anda o odada olmasam da mektubun tonundan, gazeteye verilmis demecten tanidik bildik birseyler cikarabiliyorum.

Kurdistan yazili haritayi gorunce yagiz, TuRRRRKKKKoglu TuRRRRKKKK gencimiz ateslenmis, kampusteki TuRRRRKKKKogluTuuRRRKK arkadaslariyla bana bak hocaaaa demisler, hocamiza ne kadar da yanlis bir yolda oldugunu, mazaallah hemmen onun nezdinde butun 'honorable' -ay saka gibi, olecegim- Turk irkindan ozur dilemezse onu cook uzeceklerini soylemisler, Hollandalilarin da bu agresyondan gotleri ucuklamis. [Daha iki hafta evvel iki tane lisede Turk ve Fasli ogrenciler catir catir birbirlerini kestiler, agresyonu fazla gelmis genc Turk erkekler bugunlerde Hollandali egitim camiasinda ucuklamaya sebep oluyor o yuzden.] Cabuk git ozur dile, yoksa seni gondeririz demisler.

Durun durun, bu haberde daha cevher coook, Hurriyet'e gore sonra olaylar soyle gelismis: 'Sağır, hemen TBMM'deki vekilleri devreye soktu. AKP'li Turhan Çömez, Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı'nı arayarak, öğrenciye sahip çıkılmasını istedi. ' TBMM'deki vekiller 'i devreye sokuyor' ogrencimiz, dikkatinizi cekerim, kahveden, ne bileyim ulku ocagindan adam toplamak gibi bisi bu herhalde, benim anlayabilecegim turden bir yakinlik degil bu.

Buyukelciligimiz ve Disisleri Bakanligimiz gercekten bu gencimize sahip cikarlar mi acaba? Sahip cikmak nedir, gidip Dekanin kulagini cekip Cinli hocayi tenhada mi kistiracaklar? Yok, onu ogrenciler coktan halletmislerdir saniyorum.

Amsterdam Universitesi bu ogrencinin ilk tercihi imis Erasmus degisim programinda. Bu olmasaymis muhtemelen benim okudugum okula gelip benim hocalarimdan ders alacakmis. Orada da tatilinde Kurdistan'a gitmeyi istedegini soyleyen, Turkiye'nin Kurdistan diye bir komsusu oldugunu sanan hocalari olacakti.

Bu yollarin boyle boyle asildigini, Turklugun, yasadigi cografyanin dunyanin buralarindaki tezahurlerinden birinin de boyle oldugunu, bagirip cagirmadan,eglenerek, esprili bir sekilde, hele o cok cok komik 'honorable' i kullanmadan anlatabilseydi o ogrenci, tum kalbimle inaniyorum ki cok etkili olacakti, en azindan bir sonraki sunumda ayni haritanin kullanilmasini engelleyecekti. Ama ote yandan belki Hurriyet'te haber olmayacakti.

Ama iste, bu isler vizyon, dunya gorusu, mizah duygusu, ego ve kasintiyla alakali isler. Milletvekillerini 'devreye sokan' bir adamdan, bir 'sey' den, yeni ve parcasi olmayi istemedigim bir cinnet toplumu meyvesinden bahsediyoruz burada.

Ben hala buyukelciligimizin sahip cikmasi ihtimalini dusunup kahroluyorum. Hollandada yazayan yuz binlerce Turk'e kopek muamelesi yapmaya utanmadan bu ogrenciye sahip cikmalari ihtimaline.


konuşanlar

dinliyoruz


XML

Powered by Blogger



© 2007 eindhoven havadisleri | Blogger Templates .